Yazar Arşivi: Yusuf Dündar

Eski Dünya Yeni “Macbeth”

Hiçbir yükseliş tesadüfî değildir; kişinin yola çıkarken yanına aldıkları değişir sadece. Bazen gayret değneklik eder sahibine, bazense kökleri derinde bir hırs. Fakat kişinin kendisiyle ve şartlarla kavgasının tarifi olan gayret, insanı önce yüceltip sonra yükseltir. Hırs ise birilerinin omuzları üzerinde basamaklar atlamayı, maksadın hâsıl olması için başkalarını un ufak etmeyi öğütler daima. Ve hırsının esaretine düşen insan yükseldikçe küçülür. Hem ... Devamını Oku »

Samuel Gallet: “Tiyatro Sahte Olanın Karşısında Olmalı”

Fotoğraflar: Sedat Tuncay Fransız oyun yazarı ve yönetmen Samuel Gallet, geçtiğimiz haftalarda GalataPerform’un Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi kapsamında bir atölye gerçekleştirmek üzere Türkiye’ye geldi. Tiyatro dünyasında dramatik şiir ve rüya temelli çalışmalarıyla ilgi çeken Gallet, aynı zamanda Fransa’nın en ünlü oyun yazarlığı bölümü olan ENSATT’ta bölüm başkanı.  Kendisiyle yazı dilini, tiyatro anlayışını ve yeni oyun yazarlarına çizdiği ufku konuştuk. ... Devamını Oku »

Yılmaz Sütçü: “İnsanın Hedwig ile Arkadaş Olası Geliyor”

Dünya kurulalı beri böyledir bu. İnsanların önemli bir kısmı, kendileriyle ilgilenmek yerine başkalarıyla uğraşır ve hatta mümkünse etrafındaki herkesi değiştirmeye, dönüştürmeye çalışır. Kimisinin referansı kutsal gayelerdir ya da bazıları “kültür” adı verir farklılıklara, farklı olanlara tahammülsüzlüğüne… Üstelik türlü ‘zaman’ ve ‘zemin’lerde bazen pek büyük bir azimle ‘zuhur’ eder bu kalıplara sokma dürtüsü. Sınıflamalar yapılır büyük bir heyecanla, dışarıya taşanlar ise ... Devamını Oku »

Nilgün Kasapbaşoğlu: “Kadın Eli Değen Her Şey Çok Güzeldir”

Fotoğraflar: Sedat Tuncay Nilgün Kasapbaşoğlu, 1962 yılında henüz ilkokula bile gitmeyen bir çocuk olarak katılır Darülbedayi ailesine. İlk defa “Macbeth”te Banquo’nun çocuklarından birini oynamak üzere sahneye çıktığında, ailesinin şefkatle karılmış destek elini hisseder minik bedeninin tüm kıvrımlarında. Gök kubbenin altında güzel sesler bırakarak kendi yetişkinliğine doğru kanat çırpar. Başrollerde oynamış, rüştünü ispatlamış olmasına dönüp bakmaz bile; konservatuvar da okur. Meslekte ... Devamını Oku »

İstanbul Şehir Tiyatrolarının “Son”u

Geçmişi ve geleceği kontrolü altında tuttuğunu varsaysa da esasında sadece yaşadığı âna hükmedebilir insan. Ve her yeni gün görenleri azaltıp görünenleri çoğaltırken, sahip olunanlar sürekli artarak şekil, boyut, el değiştirirken… Oysa tekli bir koltuğa sığar yahut en fazla bir yatak büyüklüğünde yer kaplar. Yine insan. Arzuların dinamizminden kaynaklanır bu. Daha iyi bir dünyaya uyanmak maksadıyla buluştan buluşa koşulur, yolculukta neler ... Devamını Oku »

Yeşim Koçak: “Topuklu Terlik Bir Sembol”

Fotoğraflar: Sedat Tuncay Nedir şu toplum dedikleri? İnsanlar mı onun içindedir, o mu insanların içinde? Kime, neye göre, nasıl şekillenir? Zamanın döngüsü, egemen güçlerin kıskacında şekilden şekile bürünen cansız bir nesne midir? Yoksa hiçbir söz hakkı olmadan, ustasının kendisine hayat vermesini bekleyen bir malzeme mi? Hayır, öyle değil! “Sen-ben yok, biz var!” sözü ile meşrulaştırılmaya çalışılan tek tipliliğin aksine insan ... Devamını Oku »

Nedim Saban: “Emek’le Birlikte Çok Şey Gitti”

Fotoğraflar: Sedat Tuncay Meslekten ya da aşktan olması mühim değil… Yaşamının merkezinde sanat olan herkes bilir -veya bilmelidir- yedi sanat dalından hiçbirinin sonuç odaklı olmayı kaldıramayacağını. Çünkü yapım eki alan her kelime türemiştir, üçgenin iç açıları toplamı daima 180 dereceye eşittir. Fakat yaratıcı bakış öyle değil. Bazen öyle olur ki ortaya çıkan eserin büyüsü hayalleri bile geride bırakır veya tersi ... Devamını Oku »

Köpeklerin -Şiir Gibi- İsyan Günü

Her çağda birbirlerinden habersiz insanlar vardı muhakkak ama geçmişteki uzaklıkların ana kaynağı somut mesafelerdi. Zamanla değişti uzaklık kavramı. Yakınlık birliktelik barındırmadı içerisinde; çünkü gelişti insanlık. Şeffaf duvarlar örüldü benliklerin etrafına, aşılmaz. Ve o kadar kalabalıklaştı ki zihinler, kendi seslerini bile duyamaz oldu insanlar. “İnsanı insana insanca anlatırken” böylesine düşüncelere kapı aralayan ve ilk defa 20. İstanbul Tiyatro Festivali’nde seyirciyle buluşan ... Devamını Oku »

Temsilin Hikâyeni Perdelemiş Kundakçı!

Adını bilen son kişi yaşamını yitirdiğinde, bu dünyadan sanki hiç geçmemiş gibi olur insan. O sebepledir ki, nasıl görünürse görünsün,  atılan tüm adımlar ve sarf edilen tüm çabalar kendi adını yaşatmaya adanmıştır esasında. Kimileri gayet masumca yapar bunu; sessiz sedasız, zararsız. Fakat bazıları önce masumiyetini, sonra insanlığını yitirir; kendinden başkasını görmez gözü. Adını yaşatmak için yarattığı ‘kutsal gerekçeler’e ilkin etrafındakileri ... Devamını Oku »

Türkiye Tiyatrosunda Kadının Yeri

Fotoğraflar: Sedat Tuncay Erkek egemenliği altında kavrulan böyle bir dünyada kadın olarak varlık gösterebilmek neredeyse imkânsızdır. Çünkü “erkeğin bir adım gerisinde durması” öğütlenir kadına, daha çocukluğunda. Yetişkinliğinde ise zaten anne, abla, kız kardeş, saklanması gereken değerli bir eşya ve namus gibi karşılıkları olur ‘kadın’ kelimesinin; adı dahi unutulur. Fakat bazen bu sıfatları aşıp anarşist (!) bir ruha kavuşur içlerinden birileri, ... Devamını Oku »