Yazar Arşivi: Yusuf Dündar

Evrensel Bir Oyun: “Yuva”

Bir yazar için oyun yazmış olmak ne derecede mühimse oyunun sahneye taşınması da o ölçüde mühimdir. Çünkü kâğıt üzerinde uyku hâlindedir karakterler, bekleşmededir öyküler. Fakat bir metin için sahneye taşınmak değildir asıl mesele. Oyun kişilerini içselleştirmiş oyuncular arzu eder her bir metin, yazar evrenini kendi düş dünyasında yeniden yaratacak kabiliyetli bir yönetmen ister. Ve tüm bunların belirli bir estetik bütünlük ... Devamını Oku »

“Yangın Yerinde Orkideler”/Peki Ya Adam?

Nasıl ki konuşmak değil, söylenen sözlerin mahiyeti mühimdir. Aynen öyle de mürekkebe kavuşmakla söz ustası olunmaz; kalem sahibinin ön yaşantıları, hayat bulduğu toplumun neresinde durduğu ve mahareti mühimdir. Yetenek, bir başlangıç noktası ve yazın yolculuğunda vefalı bir dosttur en fazla. Oysa yazdıkça kanatlanacak kalite eşiğine basitlik yerine yalınlığın, anlaşılmazlık yerine derinliğin, karmaşanın değil zenginliğin eşlik etmesi mühimdir. Türkiye tiyatrosuna böyle ... Devamını Oku »

Emrah Eren: “Her Yer İvan Dolu”

Modern Türkiye tiyatrosu kurulalı beri, içerisinde bulunduğu koşullar sürekli tartışılmış ve yerleşik bir tiyatro kültürüne sahip olabilmemiz için, kendi ekseni etrafında dönen, sayısız çözüm önerisi sıralanmıştır. Kimileri kültür-sanat politikasızlığı ile kapıları dünyaya açılan bir tiyatroya kavuşamayacağımızı almıştır listenin başına, kimileriyse yeni metinleri, çağdaş rejileri yok sayarak kendini gerçekleştirmiş bir tiyatronun eşiğine bile varamayacağımızı… Uzayıp gidecek bu listenin her bir maddesi çok ... Devamını Oku »

Bir Uzun Sefere Çıkmış “Şark Dişçisi”

Türkiye tiyatrosunu -hiç olmazsa- 1859’da kurulan Şark Tiyatrosu ile değil de Darülbedayi ile başlatınca başladı kültürel reddi miras. Geçmiş ile gelecek arasına masum olmayan, kalın bir perde gerildi ilkin. Ve perdenin ardında ne olduğu, dilediğini yücelten söz ustaları tarafından önce unutturuldu, sonra unutuldu. Örneğin Muhsin Ertuğrul ile Afife Jale hatırlandı ve hatırlatıldı büyük bir şerefle; fakat ısrarla görmezden gelindi Sırabiyon ... Devamını Oku »

Hayati Çitaklar: “Dış Dünyaya Kapalı Bir Toplumuz”

Fotoğraflar: Mustafa Varol Yorulmaz En genel biçimiyle “İnsanı insana insanla insanca anlatma sanatı” olarak tarif edilir tiyatro. İlk kez Poetika’yla (Aristo) ete kemiğe bürünmüş gözükse de, temeli başlangıcı olmayan bir zamanda atılmış; tükenmezliğin sırtında binyılları dolaşmıştır. Hem sonra tüm sanat dalları evrenseldir, buna şüphe yok. Ancak belki de tiyatronun evrenselliği diğer sanat dallarından görece daha kapsayıcıdır. Malzemesi en ham hâliyle ... Devamını Oku »

Arda Aydın: “Her Şey Puslu ve Çok Dağınık”

Fotoğraflar: Sedat Tuncay Ülkemizde tiyatrocu veya tiyatroya dair bir mesleğe sahip iseniz, çok zordur işiniz. Okula girebilmek, mezun olabilmek için döktüğünüz ter veya ustalarınızın kanatları altında çıktığınız sefer kimsenin pek de umurunda değildir esasında. Ustalık eseri bir kıvraklıkla görünür olma eşiğini aşmalısınızdır her şeyden önce. Diyelim ki aştınız. Kurum tiyatrolarının dışında bir yerde ‘alternatif’ veya ‘özel’ bir çaba içerisine girdiyseniz ... Devamını Oku »

Hansel ve Gretel’in Öylesine Bir Hikâyesi

Adı duyulduğunda herkesin gözünün önünden bir orman, kuşlar ve dönüş yolunda rehberlik etmesi için atılan ekmek parçaları geçmiştir muhakkak. Atılan ekmek parçalarını kuşların yediği de. Ve elbette ki iki yol arkadaşı, iki kardeş: Hansel ve Gretel. ABD’li oyun yazarı Neil LaBute, ilk defa 14 Mart 2011’de Londra’da seyirci karşısına çıkan “In a Forest Dark and Deep” (Karanlık ve Derin Bir ... Devamını Oku »

Ufuk Tan Altunkaya: “ Bugünkü Türkiye Algımızda da Bir Balkon Resmi Var”

Fotoğraflar: Mustafa Varol Yorulmaz İlk defa 2008 yılında “Takip” oyunuyla seyircilerini ağırladı Tiyatro Artı. Klâsik sahneleme üslûbunun biraz uzağında kalmayı tercih ettiler yaklaşık iki yıl; Fatih Ormanı’nda oynadılar meselâ “İç İçe” adlı oyunlarını. 2010 yılında Elmadağ’da küçük bir sahne açtılar. Tek seyircinin izlediği “Üç Kişi” oyununu, 1 metrekarelik kabinlerde yine tek seyirci karşısında performansa dönüştürdükleri “Ayna” oyunu takip etti. İzleme ... Devamını Oku »

Ciddi İşlerin Yarınında Sadri Alışık

Andy Warhol “Herkes bir gün on beş dakikalığına ünlü olacak.” dediğinde henüz bu kadar eprimemişti yüzler Türkiye ekranlarında. Bu kadar çok televizyon dizisi bu kadar benzer sıradanlıklara henüz kurban edilmemiş, beyazperdeye taşınan öyküler ile karakterler anlaşılmamak için bu denli büyük bir yarışa girişmemişlerdi. Belki bazen senaryo duygu sömürüsünü ana eksen olarak alırdı; ancak yine de bir ruhu vardı temaşaya çıkan ... Devamını Oku »

Herkesin Hikâyesidir “Kıran Resimleri”

Tarihte bilinen en dehşetli işkence metotlarından biri olarak anılır mankurtlaştırma. Tıraşlanmış kafalara geçirilen ıslak hayvan derilerinin bir süre sonra kuruyup kafatasına yapışarak beyni sıkıştırması, saç kıllarının da içeriye doğru çıkmasıyla birlikte her emre itaat eden köleler oluşturulması… Geçmişleri yoktur bu kölelerin, düşünceleri yoktur; silinmiştir hafıza. Belki de bu mankurtlaştırma hikâyesi, sanılanın aksine, eskimeyen bir hikâyedir. Ve sadece biçimi değişmiştir zamanla. ... Devamını Oku »