Bir Asrın Tanığı: Vedat Türkali (2)
Vedat Türkali

Bir Asrın Tanığı: Vedat Türkali (2)

İnan Koç

inankoc@zorunlusahne.com

Bu yazının başlığının “Bir Asrın Tanığı” olmasının nedeni; yazarın bir asra yaklaşan ömründen çok, onun romanlarında yaptığı 20. yüzyıl tanıklığıdır. Onun hakkında bir yazı yazarken elbette romancı ve siyasî kimliği sizi asıl yola çıkaran şeyler oluyor; ancak Vedat Türkali ülke sinemamız için de önemli bir değer. Ününü belki romanlarıyla sağladı ama Türkali sinemayı hep önemsemiş, hep önde görmüştür. Yazının bir kültür-sanat sitesi için yazılıyor olması, sanatçının sinemacı yönünü de ele almaya olanak tanıdı ve birinci bölümü ağırlıklı olarak sinemaya ayırdık.

Aslında Türkali’nin roman yazmakla film yazmak arasında yola çıkma bakımından pek fark görmediğini düşünebiliriz. Zira yazar, kimi senaryolarının roman fikriyle doğduğunu söylüyor. Diğer taraftan, Türkali’nin romanlarını okurken olaylar, kişiler ve mekânlar öyle bir getirilir ki gözlerinizin önüne, senaryolaştırılmak için de yazılmış hissine kapılabilirsiniz. Sinematografik tarzı, onun romanlarının içeriklerinin yanında, iştahla ve bir solukta okunmasını sağlayan en önemli özelliklerindendir. Birçok romanı birçok sinemacıda filme çekme isteği uyandırmakla beraber içeriklerinin taşıdığı ağır yük, romanların filme çekilmesini zor kılıp derinlerde bir isteğe çevirmiştir.

Bu anlamda verilebilecek en önemli örnek, aynı zamanda Türkali’nin ilk romanı da olan, “Bir Gün Tek Başına”dır.  Roman, 1960 askerî darbesinin hemen öncesinde beş-altı aylık süreçte geçer. Mekân İstanbul. Gençliğinde sorguda yediği iki tokada kadar ateşli bir devrimci olan Kenan, orta yaşlarında ve artık eşi ve kızıyla korunaklı bir hayat sürmektedir. Boşa geçen hayatını, korkaklığını ve küçük burjuvalığını içten içe sorgulamakta olan Kenan’ın karşısına çıkan Günsel ise öğrenci hareketi içinde, genç bir siyasîdir. Günsel’de olanca gücüyle yanmakta olan ateş, Kenan’a bir kıvılcım olabilecek mi? Ona sunulan, kaybettiği hayata yeniden başlama şansını değerlendirebilecek mi? Bu soruların cevaplarını dönemin aydınlarının pasifliğine ve ürkekliğine yönelik ağır eleştiriler çerçevesinde okuyoruz romanda. Olaylar bir aşk etrafında şekillense de romanın gerçekliğe dayanan belgesel özelliğinin gücü, okuyucuda aşk romanı okuyor hissi uyandırmıyor. Yazarın “bilinç akışı” -yani karakterin düşüncelerindeki değişimlerin, hareketlerin anlık olarak yazıya aktarılması- yöntemini ustalıkla kullandığını ve bunun oldukça zor bir iş olduğunu belirtmek gerek. Somut tarihsel bir döneme dayanan konusuyla, diliyle ve anlatımıyla edebiyatımızda klâsikler arasında yer almayı başarmıştır “Bir Gün Tek Başına”.

Yeri gelmişken belirtelim; “Bir Gün Tek Başına”nın film olması hayali, Türkali’nin yönetmen oğlu Barış Pirhasan ve torunu Yusuf Pirhasan tarafından şu sıralar gerçeğe dönüştürülüyor.

Elli Yılda Yazılan Roman: “Güven”

Vedat Türkali deyince ilk akla gelen romanlardan biri de elbette “Güven”dir. Daha üniversitede okuduğu yıllarda arkadaşlarına “İtimat” adında bir roman yazacağını söylermiş Türkali. On iki yıllık bir yazım sürecinin ardından 1999’da okuyucuyla buluşan kitap için yazar, “Daha önce yazdığım her şey “Güven”i yazabilmek içindi.” diyor. II. Dünya Savaşı’nın yaşandığı yıllar İstanbul’da bir grup anti-faşist üniversite öğrencisi, inandıkları yolda siyaset yapmak için bir parti aramaktadır. Bu gençlerden yola çıkarak 1940’lı yılların Türkiye sol hareketi ve TKP’nin hikâyesi, önemli ölçüde gerçek kişi ve olaylara dayanarak anlatılır. Bu gerçek kişilerin kimi açıkça belirtilmiş, kimi de gizli tutulmuştur. “Güven”i okuyan ve siyasetle ilgili pek çok okur, kişiler hakkında tahminler yürütmüştür. Bir söyleşisinde Türkali, “Güven”in başkahramanlarından Turgut’un önemli ölçüde o yıllardan yakın arkadaşı yazar Yusuf Atılgan’dan izler taşıdığını söylemiştir. Roman gerçekten sol siyaset için önemli bir tarihî belge niteliği taşır. Gerçekler tasvir edilmek yerine gösterilmiştir. İki cilt, beş kitaptan oluşan “Güven”le Türkali pek çok tabuyu yıkmış, sadece edebiyat dünyasında değil sol siyaset grupları içinde de çok büyük etki ve tartışma yaratmıştır.“Bitti Bitti Bitmedi”, Vedat Türkali’nin 2014’te yayınlanan son eseri. Roman, çok zor ve hassas olayları, Ermeni sorunu ve Kürt sorununu bir arada ve ustalıkla işlemiş. Siyasal altyapılı roman yazmak zor iştir bu ülkede. Ama yukarıdaki iki meseleyi romana konu edinmek en az bir kat daha zordur. “Bitti Bitti Bitmedi”, “Güven” romanıyla beraber, yazarın tarihsel veriler ışığında belge niteliği en öne çıkan eseri. Olayları birebir yaşamış karakterlerin ağzından sanki yüz yüzeymişçesine dinliyoruz. Yazar, filme çekilmesini en çok istediği ve bunun için en uygun eseri olarak gösteriyor romanını.

Ve Üretmeye Devam…

Dedik ya, yazar kimi senaryolarını aslında roman düşüncesiyle tasarlamıştır ilkin kafasında. Yazının önceki bölümünde de değindiğimiz “Güneşli Bataklık” için yazılan senaryo şu sıralar Türkali tarafından romanlaştırılıyor. İşçi örgütlenmesi ve siyasal mücadele üzerine kurulu konusuyla günümüzün en yakıcı sorunlarını da içine alarak yine belgesel bir nitelik taşıma iddiasındaki roman,  “Bataklıkta Dağ Güneşi” adıyla kaleme alınıyor.

Türkali’nin diğer öne çıkan eserleri; “Tek Kişilik Ölüm”, “Yeşilçam Dedikleri Türkiye”, “Yalancı Tanıklar Kahvesi”, “Kayıp Romanlar” ve “Komünist”. Bunlar ve diğerleri için söylenebilecek en önemli özellik; olay atmosferinin Türkiye siyasî tarihi, özellikle de sol siyaset tarihi olmasıdır. Ayrıca “Üç Film Birden” ve “Özgürlük İçin Kürt Yazıları” gibi çeşitli senaryo ve yazılarının toplandığı kitapları mevcuttur.

04.07.2016

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.