Bir Yönetmene Kuş Bakışı: Tony Gatlif

Bir Yönetmene Kuş Bakışı: Tony Gatlif

Songül Alper

songulalper@zorunlusahne.com

Çingene bir ailenin çocuğu olan Tony Gatlif’in asıl ismi Michel Dahmani’dir. Fransız yönetmen, 10 Eylül 1948’de Cezayir’de dünyaya gelmiştir. Yönetmenlik dışında senaryo yazarlığı, oyunculuk ve yapımcılık işleriyle de uğraşmaktadır.

Gatlif, 1960 yılında Fransa’ya gelmiş ve 1966’da aktör Michel Simon ile tanışmıştır. Michel Simon ile tanışması sinema kariyerine giden yolu da açmıştır aynı zamanda. Bir süre piyeslerde rol alır ve 1975 yılında “La Tête en ruine” (Yıkılan Kafa) filmiyle ilk kez yönetmen koltuğuna oturur. Okuma-yazma öğrenmeden önce tiyatro okulunun sınavını geçebilmek için Apollinaire’in “Mirabeau Köprüsü” şiirini sesli dinleyerek ezberlemesi tutkusunu gösterir.

“Latcho Drom” başta olmak üzere, “Gadjo Dilo”, “Vengo”, “Exils”, “Swing” ve “Transylvania” gibi filmleriyle çingene yaşamlarını olduğu gibi beyazperdeye aktarmıştır. Filmlerinin genel temasında çingene azınlıklar yer almaktadır. Çingenelerin yaşantılarını, danslarını ve müziklerini filmlerinde konu alır. Sanatçılarına geniş bir şekilde yer veren yönetmen, müzikal olarak da izleyiciye geniş bir ziyafet sunmaktadır.

“Film üzerine düşünmeye başladığımda müziği de düşünürüm. Müzik, filmin omurgasıdır; senaryoyu yazarken ve çekim mekânları saptarken eş zamanlı olarak müziği de tasarlarım.” diyen yönetmen, filmlerinde kullanılan müziklerde kendinden bahsettirir. “Latcho Drom”, “Gadjo Dilo”, “Vengo”, “Swing” film müziklerinin bestecisi de kendisi olmuştur. Çingenelerin sıcak ve samimi yaşamlarını verirken göçebelik kavramını zihnimize yerleştirir. Genelde filmlerinde hayatın zorluklarına göğüs geren, güçlü, cesur, gezgin kadınlar karşımıza çıkar.

2008 İstanbul Film Festivali çerçevesinde Sinemada İnsan Hakları, FACE Ödülü’nde jüri üyeliği yapmak üzere geldiği İstanbul’da Sulukule’yi ziyaret eden yönetmen, “Sulukule’yi nasıl çekerdiniz?” sorusunu “Bir aile yemek masasında oturup çocuklarıyla yemeğini yiyor. Birden mutfak üstlerine çöküyor. Bu sahneyi çekerdim…” şeklinde yanıtlamıştır.

Yönetmenin birçok filmine hayranlık duyulacağı doğrudur ama beni en çok içine çeken “Godjo Dilo” (Çılgın Yabancı-1977) olmuştur. Film, bilinmeyen bir şarkıcıyı bulmak için Romanya’ya seyahat etmekte olan Fransız genç Stephane’ı anlatır. Aradığı şarkıcıyla ilgili tek ipucu, elindeki kasetin üzerindeki isimdir. Babasından kalan ve manevî bir değere sahip olan kasetin sahibini bulmak için çıktığı yolda bir köyde tutkulu karakter, duygusal, deli dolu, cesur Sabina ile tanışır ve kendini tutkulu bir aşkın içerisinde bulur. Stephane’ın ses kaydı yaptığı bir mekânda çingene müziğinin büyüsüne kendine kaptıran Sabina’nın dansı, filmin en güzel sahneleri arasındadır. Aşk, hayaller, dram üzerine kurulu “Godjo Dilo”da çingenelerin zorla göçüne tanık oluruz ve film tüm yaşanmışlığıyla içimize nüfuz eder. Stephane yabancı gibi gösterilse de aslında çingenelerin yabancı olarak görüldüğünü anlatabilmek yönetmenin çıkış noktası. Stephane’ın köye ilk geldiği zamanlarda geri gönderilmek istenmesi ve tavuk hırsızı olarak suçlanması işte tam olarak bunu gösteriyor. Oysa gerçek hayatta tam tersi durum yaşanıyor. Gatlif, bir an için Stephane aracılığıyla kendimizi onların yerine koymamızı sağlıyor. Köyleri yakılıp Adriane öldükten sonra Sabina ve Stephane’ın İzidor’a haber verdiği sahnede düğünde eğlenen köylülerin acıya dönen duygularını ve bir an o acıyı Stephane’ın gözlerinde görmek aynı duyguyu bize de yaşatıyor.

Tutkulu bir kadının yol hikâyesini en iyi şekilde anlatan “Transylvania” filminde Birol Ünal da yer alır. Sevdiği adam için yollara düşen Zingarina’nın tek istediği, sevdiği adamı bulmak ve ona kavuşup onu sınırsızca yaşamaktır. Aşkına karşılık bulamayan Zingarina, kendini yolların sonsuzluğuna bırakır. Aşkın acısını tüm bedeninde hisseder ve kendini bilinmez Transylvania yollarında kaybeder. Fakat bir gün kendisi gibi sınır tanımayan, özgür ruhlu Çango ile karşılaşıp hiç tahmin edemeyeceği ilginç bir yaşamın içerisine girer ve tam bir çingene kadını gibi yaşamaya başlar.

“Latcho Drom” (İyi Yolculuklar-1993), dil ve kültür farklılıklarını aşarak Hindistan, Mısır, Türkiye, Romanya, Macaristan, Slovakya, Fransa ve İspanya’nın topraklarında geçer. Çingenelerin göçebe kültürleri üzerinden müzikal bir şölene sürükleyen filmde insanlar için müzik ve dansın ruhun gıdası olduğu bir kez daha kanıtlanıyor. Öyle ki müzikal belgeselin zirvesini yapmış ve çingenelerin hayatlarına müzik tadında bakmıştır.

İspanya’nın Endülüs topraklarında aileler arası bir intikam kavgasını anlatan “Vengo” (2000) filminde ise yakışıklı, toplumun içinde saygı duyulan, güçlü bir adam olan Caco’nun kaybettiği kızı sonrası yaşadıklarını anlatır. Evlat acısını engelli yeğeni Dieoga’yla ilgilenerek teselli etmeye çalışan Caco, kızının acısına fazla dayanamaz ve kendi ölümüne yürür.

“Exils”de (Sürgündekiler-2004) özgürlüğü, yolları, coğrafyaları karşımıza çıkarır sanatçı. Gatlif, iki genç Zano ve Naima’ya Fransa’yı boydan boya geçip İspanya yoluyla Cezayir’e gidişlerinde, Zano’nun ailesinin yıllar önce geçtikleri yolu bu kez tersten izlerlerken eşlik ediyor. İki arkadaş, müzikle iki diyarın şiirini kavuştururken kimliklerini ve dünya üzerindeki yerlerini yeniden belirlerler. Yolda olmanın ve yol almanın baştan çıkarıcı büyüsünü tensel arzular ve kimlik arayışıyla harmanlayan “Exils”, Tony Gatlif’e 2004 yılında Cannes’da ilk ödülünü kazandıran film olur. Filmin yönetmenin kendi hayat hikâyesine gönderme olduğu düşünülüyor.

“Geronimo” (2014), “Indignados” (2012), “Korkoro” (2009), “Swing” (2001), “Je suis né d’une cigogne” (1998), “Mondo” (Dünya-1995), “Gaspard et Robinson” (Gaspard ve Robinson-1990), “Pleure pas my love” (Ağlama Sevgilim-1989), “Rue du départ” (Başlangıç Sokağı-1985), “Les Princes” (Prensler-1982), “Canta Gitano” (Çingene Şarkısı-1981), “Corre Gitano” (Çingene Klibi-1981), “La Terre au ventre” (Karındaki Toprak-1978) yönetmenin diğer filmleridir.

Söyleyecek sözleri olan, sinemanın “dil” işi olduğunu göstermeyi başaran bir yönetmen Gatlif. Söyleyeceklerini, hayata olan eleştirisini, sevincini, hüznünü, düşmanlığını, dostluğunu sinema ile dile getiriyor. Bu dile getirişi ise egemen sınıflar yerine azınlıkları konu edinerek başarıyor. Klişe azınlık hikâyeleri ve bu klişelerdeki ağır ajitasyon yerine yaratıcılık sihrini kullanıp kendi dünyasını yaratıyor. Filmlerinde profesyonel oyunculara çok az yer veren yönetmen, genel olarak amatör oyuncuları ya da oyunculukla alâkası olmayan gerçek halkı kullanmıştır. İki filminde başrolü Romain Duris’a vermiştir. Karakter yaratmakta farklı bir güce sahiptir ve yarattığı karakterlere kadın-erkek ayırmaksızın âşık eder. Yüzükleri filmlerinde kullanmayı çok seven yönetmenin her filminde mutlaka bir oyuncuda çok fazla yüzük bulunmaktadır. Filmlerini müzikle dans ettiren bu yönetmenin mükemmel sineması dünya sineması için büyük bir kazanımdır.

01.03.2017

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.