Biz İki Bacaklı Rahimleriz, Hepsi Bu: “Damızlık Kızın Öyküsü”

Biz İki Bacaklı Rahimleriz, Hepsi Bu: “Damızlık Kızın Öyküsü”

Songül Alper

songulalper@zorunlusahne.com

“Biz iki bacaklı rahimleriz, hepsi bu. Kadın, ‘bunaltıcı düşlerden uyandığı’ bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı. Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, ‘Damızlık Kız’ olarak sürdürmesini sağlayan rahmi. Artık âşık olmayacaktı, sevmeyecekti, onaylanmış bir dilin ötesine geçmeyecekti. Duvarlara asılmış sıra sıra cesetler, tek gerçeğin savaş ve üreme olduğunu hatırlatıyordu. Özgürlük hatırlanmayacak kadar uzaktaydı…”

Margaret Atwood’un başyapıtı, feminist distopya “Damızlık Kızın Öyküsü” kitabından birkaç satırı kapsıyor bu cümleler. Distopya denilse de şimdi bile yaşadığımız gerçeği de alıyor içine.

Atwood, yazmaya başladığı dönemde H.G. Wells, Jules Verne, George Orwell, Ursula K. Le Guin gibi isimlerden etkilendiğini belirtiyor. Eserlerini hangi türde kaleme alırsa alsın, Atwood’un koruduğu bir ilke var: Kadın hakları. Feminizmle ilk gençlik yıllarında tanışan yazar, kadınların ve erkeklerin eşit olması gerektiğinin üzerinde ısrarla durur. Bu denli hava kirliliğinin yaşandığı, kimyasal maddelerin suyumuza dahi karıştığı bir dünyada yaşam ne kadar sürdürülebilir ya da daha ne kadar sağlıklı kalabiliriz? Yazar, yaşam savunucusu bir feminist olarak okuru tüm bunları sorgulamaya davet ediyor.

Gelelim diziye… Başrolünde Elisabeth Moss’un yer aldığı dizide Joseph Fiennes, Yvonne Strahovski, Samira Wiley, Max Minghella ve Madeline Brewer gibi isimler ona eşlik ediyor. Dizi, 69. Emmy Ödül Töreni’nde En iyi Dizi, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Senaryo ve En İyi Yönetmen ödülleri dâhil olmak üzere on ödül aldı. Bazı eleştirmenlere göre, dizide romandan daha iyi anlatılmış bölümler var. Bu güçlü ayrımın çıkışında iyi bir görüntü yönetmenliğinin payı büyük olsa gerek. Ayrıca romandan farklı bazı detaylar var. Hikâye güncele uyarlanmaya çalışıldığı için kadınların önceki hayatlarından sunulan kesitler güncel tutulmuş.

Bir sabah uyanıyorsunuz ve bir kadın olarak artık sözünüzün hiçbir hükmü yok. Banka kartınız yok. İşten kovuldunuz. Alışveriş yapmak için kocanızdan para almak zorundasınız. Hava kirliliği ve çevresel atıklar, büyük hasar gören ekosistem yüzünden dünyaya yeni çocukların gelmesi artık çok zor, hatta imkânsıza yakın. Yeni doğanlar olsa da çoğu doğdukları gün ölüyor. Eski Amerika Birleşik Devletleri toprakları üzerine kurulan ve otokrat rejimle yönetilen Gilead isimli ülke, yeni bebeklerin doğması için önceden doğum yapmış kadınları alıp “üretime” dâhil ediyor. Bu kadınlardan birisiniz. İsminiz yok. Kullanacağınız kelimeler çok önceden belirlenmiş ve bazı kelimeleri söylemek yasak. “İyi günler”,“merhaba” gibi kelimelerin yerine “Tohumların kutsansın.” kullanılıyor sadece.

Erkeklerin yönetimde olduğu ve aslında damızlık olarak bir komutana hizmet vermenin kutsal olduğu rejim, herkesi kendi gibi düşünmeye zorluyor. Yazı yazmak ve kitap okumak da yasak elbette. Devletin malı olan kadın, her ay doğurganlık döneminde evinde yaşadığı komutanın tecavüzüne uğruyor. Ses çıkarması, kaçması ve saldırganlaşması yasak. Damızlık, komutanın karısının bacaklarının arasında ve komutanın karısı tarafından bileklerinden tutulmuş hâlde uzanıyor. Seremonide komutanların karılarının da yer almasının nedeni, içinde bulundukları durumu biraz normalleştirmek. Biri uzanmış, biri donuk gözlerle olan biteni izleyen iki kadın arasındaki sınıf farkı, giysilerinden ve o anki konumlanışlarından anlaşılıyor. Damızlıklar kırmızı, komutanların karıları ise mavi-yeşil renk elbiseler giyiyor. Offred, bununla ilgili olarak “Ordu olmamızı istemiyorlarsa bizi aynı renk giydirmeyeceklerdi.” diyor ve aslında bir başkaldırının sinyallerini veriyor bize. Yeni direniş alanlarının arayışını da ilk bölümden itibaren görmeye başlıyoruz.

Damızlıklar ve yeni rejimden rahatsız olan erkekler, gizli bir örgütlenme olan “Mayday” için çalışmaya başlıyorlar. Bu yeraltı örgütünden Offred de haberdar oluyor. Offred’ın arkadaşı Ofglen (Glen’inki), örgüt için yaptığı çalışmalar öğrenilince cezalandırılıyor. Cezanın gerçek sebebi ise lezbiyen olması. Rejimde LGBTİ’lere da yer yok. “Duvar” dedikleri teşhir bölgesinde idam edilen insanların kafasına geçirilen çuvallarda öldürülme nedenlerini gösteren işaretler var. Minik bir üçgen gibi meselâ. Bütün bu görselin tek amacı var: Damızlıkların (esir kadınların) bu olanları görüp tanrıya şükretmelerini öğretmek.

Genelev sahnelerinde kadınların kimi sosyoloji öğrencisi, kimi gazeteci, kimi ise profesör. Her rejimde olduğu gibi riyakârlık bu rejimde de engellenemediği için Offred’in komutanı ve diğer komutanlar da bu genelevin müdavimlerinden. Genelev, şehrin dışında ve bir noktadan sonra kadınların ulaşımına kapalı. Komutanlar, karılarıyla dahi geçemiyor sınırdan.

Dizinin (aslında kitapta var olan dünyanın) her yerde ve her zamanda karşılığının olduğu, birçok eylemde benzer doneler kullanılarak gösterildi. Trump’ın kadın karşıtı politikalarının protestolarında binlerce kadın damızlık gibi giyindi. Trump, 2016 yılında kürtaj yaptıran kadınların bir şekilde cezalandırılması gerektiğini söylemiş ve ardından aile planlamasına ayrılan bütçeyi kesen yasayı imzalamıştı. Kırmızı pelerinleriyle Washington ve New York’ta Trump’ın kadın politikalarını protesto eden kadınlar, kendilerine birer “damızlık” muamelesi yapan Trump’a ve diğer kadın düşmanı devlet politikalarına karşı günlerce sokaklarda oldular. Yine aynı şekilde, Polonya’da kürtaj hakları için mücadele eden ve bu hakları için greve giden kadınlar, Trump’ın Polonya ziyaretinde damızlıkların kıyafetlerini giydiler. Rusya’da Putin’in kadın düşmanı ve homofobik söylemleri, Türkiye’de “en az üç çocuk” doğurulmasını salık veren ve evli olmayan kadınların kürtaj hakkını ellerinden alanlar da Damızlık Kızın Öyküsünün gerçekleşmesinin imkânsız olmadığını hatta ne kadar yakınımızda olduğunu hatırlatıyor.

2017’nin en çok ses getiren dizisi “The Handmaid’s Tale” ülkemizde şimdilik Blu TVüzerinden izlenebiliyor. Henüz birincisezonu yayınlanan ve on bölümden oluşan dizinin yeni sezonunun 25 Nisan’da başlayacağı açıklandı.

Sonuç olarak; kurgusu, konusu, oyunculuklar ve müzikleriyle muhteşem bir bütün olabilmiş bir dizi “The Handmaid’s Tale” ve birçok kişiyi etkisi altına alacağı kesin. Ayrıca elbette muhteşem bir yazarla bu vesileyle tanışmanızı sağlamış olacak.

Yaratıcı: Bruce Miller

Oyuncular:

Elisabeth Moss – JuneOsborne/Offred

Joseph Fiennes –  FredWaterford

YvonneStrahovski – SerenaJoyWaterford

AlexisBledel – Emily/Ofglen

MadelineBrewer – Janine/Ofwarren

MaxMinghella – NickBlaine

SamiraWiley – Moira

AmandaBrugel – Rita

06.02.2018

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.