Gökhan Erarslan: “Türkiye’de Oyun Yazarlığı Meslek Olarak Görülmüyor”
Gökhan Erarslan

Gökhan Erarslan: “Türkiye’de Oyun Yazarlığı Meslek Olarak Görülmüyor”

Yusuf Dündar

yusufdundar@zorunlusahne.com

Fotoğraflar: Kerem Sayılgan

Mitos Boyut Yayınevinin sahibi Yılmaz Öğüt, verdiği bir röportajda “Tiyatrocular kitap okumuyor.” demiş ve camianın yakından tanıdığı isimlerden biri olan Selen Korad Birkiye de onu şu sözlerle tamamlamıştı: “Yılmaz Bey o kadar haklı ki… Hâlâ konservatuvarda oynadıkları oyunları ısıtıp ısıtıp önümüze koyan bir camia içindeyiz maalesef. Yeni oyun araştırma denilen şey, maalesef pek çok tiyatro yöneticisi için bile uzak bir kavram.”

Biz de  “Vakti Geldi”, “Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa” gibi oyunları ‘ödenekli tiyatrolarda sahnelenebilme eşiği’ni aşmış Gökhan Erarslan ile meseleye bir de oyun yazarı bakışı getirdik. Ve sohbetimizi, yönetmen Gökhan Yorgancıgil’in, “Az gelişmişlik bir bütündür, parçalanamaz.” özdeyişi üzerinden derinleştirdik.

İlk olarak… Türkiye’de oyun yazarı olmak neler hissettiriyor? Artı ve eksi yönleri nelerdir?

“Kalem aklın dilidir” der Cervantes. Yazarlık incelikli bir dil işçiliğidir. Tiyatro sanatı da bu işçiliğin maharetini estetize edilmiş bir şekilde seyirciye ulaştırmanın yollarını arar sahne üzerinde. Türkiye’de oyun yazarı olmak yalnızca hünerli bir dil ustası olmanın yetmeyeceği, ilginç bir mecra. Her şeyden evvel, oyun yazarlığının bir meslek olarak kabul gördüğünü söylemek çok zor. Her yıl üniversitelerimizin dramatik yazarlık bölümünden onlarca genç arkadaş diplomalarını alarak mezun oluyorlar. Ama maalesef pek çoğu, tiyatro sevdalısı olsalar dahi, maddi kaygılardan ötürü televizyon yahut reklam sektöründe çalışmak zorunda kalıyor. Onları suçlayamayız. Oyun yazarlığı onlara para kazandırmıyor çünkü. Nasıl kazandırsın ki? Para kazanabilmeleri için ödenekli tiyatrolarla çalışmaları lâzım çoğu kez.

Gereken desteği görmüyorlar mı peki?

Bakın, bu noktada ben size rakamsal bir veri sunayım da gerçeklerle yüzleşelim azıcık. Bu sezon Devlet Tiyatroları on iki bölgede toplam 111 oyun sahnelemiş. Çocuk oyunları hariç… Bu 111 oyundan kaç tanesi genç oyun yazarlarına ait biliyor musunuz? Sadece 2. Rakamla da 2, yazıyla da iki. Oynanan yabancı oyun sayısı, yerli oyun sayısından fazla toplamda. Bu durum sadece oraya has bir özellik değil bu arada. Belediye ödeneğiyle yoluna devam eden il veya ilçe şehir tiyatrolarında da tablo çok benzer.

Metin var da mı değerlendirilmiyor yoksa yazar mı yetişmiyor? Hem, sebebi kadar çözümü nedir?

Çözüm okumakta. Bakın, yıllarca düzenli bir şekilde tiyatro kitapları basan tek yayınevi olan Mitos Boyut Yayınevinin sahibi Yılmaz Öğüt geçen ne dedi: “Tiyatrocular oyun okumuyor.” Bu çok doğru bir tespit. Ben “Yerli oyun yazarı yetişmiyor bu ülkede.” safsatasına kat’î surette inanmıyorum. Çok iyi kalemler var. Çok parlak zekâlar, çok yaratıcı üslûplar var. Ama şans verilmiyor, oyunları okunmuyor.

Bir yandan yerli oyun yazarı sayısının azlığından şikâyet ederken öte yandan yeni metinleri özel tiyatroların güç koşullarına mahkûm etmek gibi bir durum var ortada o hâlde…

Fazlasıyla iyi ve yetenekli oyun yazarı var bence. Yeteri kadar oyuncu olduğu gibi… Ha, yeteri kadar yönetmen var mı bizim oyunlarımızı değerlendirecek, gelin bunu konuşalım. Nicelik olarak belli bir artışın olduğunu pekâlâ söyleyebiliriz son dönemde. Yazılan ve sahnelenen oyun sayısı bize bunu kanıtlıyor. Bu artış belirli bir ivme kazandırdı tiyatromuza. Beklentileri ne kadar karşıladı, bunu ayrıca değerlendiririz tabiî. Ya da en iyi değerlendirmeyi tarih yapar bizim yerimize. Ama ödenekli tiyatrolarda oyunlarını sahneletme şansı bulamayan yazar arkadaşlarım, bağımsız ya da özel tiyatrolar aracılığıyla yazdıklarını sahneye taşıma gayreti içine düşüyorlar. Bu da doğal bir sonuç.

Ünlü bir yazar, Türkiye’de metin sıkıntısı değil eleştirmen sıkıntısı olduğunu söylüyor. Belki de problemin bir başka boyutu da bu…

Türkiye’de eleştiri kurumu da doğru işlemiyor maalesef. Eleştiri samimî ve yapıcıysa, bambaşka bir cephe açıp yön veriyorsa pekâlâ müspet sonuçlar verir. Fakat Türkiye’de bu eleştiri meselesi daha çok kişisel husumete dönüşüyor. Ha, ben hâlihazırda eleştirmen olduğunu söyleyip de oyun kritiği yapan pek çok ismin eleştiri yazısı falan yazdığı kanaatinde de değilim esasen. Eleştiri ya da tenkit onların sandığı gibi bir şey değil çünkü. Yazılanların çoğu beğeni yazısı, o kadar. İzleyeceği oyunun metnini okumadan tiyatroya gelen ve ardından eve gidip eleştiri yazısı yazdığını iddia edenler var. Bak dikkat et, çoğunlukla yabancı oyun yazarlarının oynanan oyunlarına dair kritikler ya da beğeni yazıları çıkar hep. Nedenini anlamak zor değil bence… Öylesi daha kolay çünkü.

Bir de yeni öykü formları var, yeni arayışlar… Bu denemelere nasıl bakıyorsunuz?

Son dönemde Türk tiyatrosu hem öz hem de biçimsel manada yeni ve yaratıcı bilincin sınırlarını zorlamaya çalışan bir atılımın içinde buldu kendini. İyisiyle kötüsüyle bir yola girildi. Sanatsal estetiğini tartışırız ortada olanların. Ama kabul edelim ki cesur bir adımdı bu atılan.

Peki, sizce bu formlar sadece zenginliği mi sağladı yoksa Türkiye tiyatrosunda bir atılım gerçekleştirdi mi?

Yine de benim hayal ettiğim ya da hepimizin hayal ettiği noktadan sanki fersah fersah gerideyiz. Tiyatro geniş kitlelere ulaşamadığı müddetçe ben kendimizi başarılı saymam, sayamam. Bu coğrafya sadece Taksim’den, Cihangir’den, Kadıköy’den, Nişantaşı’ndan ibaret değil.

Ve son olarak… Oyun yazarlarıyla çeşitli toplantılarda yahut kurultaylarda bir araya geliyorsunuz.  Yazarların Türkiye tiyatrosunun diğer paydaşlarından tam olarak beklentileri nelerdir?

Hemen her yıl oyun yazarı arkadaşlarımla çeşitli vesileler sayesinde bir araya gelmekteyiz. Birlikte Türk tiyatrosuna dair pek çok konuda söyleşiyoruz. Verimli de geçtiğini söyleyebilirim bunun. Mayıs ayında Isparta’da olacağız mesela. Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümünün misafiri olarak… Umarım ki her zamankinden daha fazla, mevcut sorunlar üzerine daha hassas ve çözüme daha yakın oluruz. Keza sorunlar belli ve gün yüzünde aslında. Biz genç oyun yazarları, bu ülke tiyatrosunun geleceğiyiz. Bizim kalemlerimiz bu tiyatroyu bir noktaya taşımakla sorumlu artık. Lâkin yalan yanlış bir Felatun Bey sendromu var bu ülke tiyatrosunda. Çürümüş bir şeyler var. Benim tek dileğim şikayet etmekten daha öteye gidebilmek. Sanırım samimiyet eksik bu camiada. Herkes konuşuyor ama çözüm üretme mekanizmasında sorun var. İdarecisinden rejisörüne, usta oyuncusundan dramaturguna kadar herkes ile sorunların üstesinden gelebileceğimiz ortak bir paydada, samimiyetle bulaşabilme ihtimali benim tek arzumdur şu an.

Bir yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.