İzdivaç Programı Çılgınlığı!

İzdivaç Programı Çılgınlığı!

Songül Alper

songulalper@zorunlusahne.com

Akşamüzeri hemen hemen her kanalda yayınlanmaya başlayan evlilik programlarını en az bir kere izlemeyen kalmamıştır sanırım. Son yıllarda ekranların baş tacı hâline gelen bu programlar hakkında birçok iddia da ortaya atılıyor ve aynı oranda eleştiriler gelmeye devam ediyor. Bu eleştirilerin en öne çıkanları ise kurgu ve etik dışı arka plan.

Ne yazık ki “İnsan ne izlerse odur.” dediğimiz dönemlerdeyiz. Her öğrendiğimiz, “televizyon” denilen bir kutuya bağımlı hâle getirilmiş durumda. Alınan her türlü bilgi, görgü ve ahlâk o programlara göre şekilleniyor.

Türk halkının vazgeçemediği “flört sürecini gözetleme” durumu, evlilik programlarının perde arkası ve toplumsal psikolojiye yansıması değerlendirilmeden, umursanmadan bu programlar yayınlanmaya devam ediyor.

Reyting için yapılan “ekstra faaliyetler” var ve genelde bunun için toplumda yabancı hissedilmeyecek karakterler seçilip sunuluyor. Çoğunluk “cahil kişiler” olarak ötekileştirilse de, bu insanlarla aynı toplumu oluşturduğumuz unutulmadan yapıcı eleştiriler sunulması gerekiyor. Kimileri gerçekten evlenmek, kimileri ise meşhur olmak niyetiyle çıkıyor bu programlara. Hangilerinin gerçek, hangilerinin kurgu olduğunu bilemiyoruz. Oradaki figürler ve kurgular, gerçeklikle ilgisi olmayan yalanlardan ibaret olabiliyor. Çok farklı tipler çıkabiliyor karşımıza. Var olan gerçeklikle ekranlarda görülen ve izlenenler çok farklı durumları içerebiliyor. Yayınlandığı saat itibariyle çocukların ve her yaştan insanın psikolojisini veya harcadığı zamanı kimse düşünmüyor. Dolayısıyla, çocukların bilinçaltı bu uyaranlarla beslendiği için, uzun vadede ciddi problemler oluşabiliyor. Evlilikle ve evliliğin nasıl olması gerektiğiyle ilgili karmaşaları bir kenara bırakın, karakter oluşumları büyük oranda zedelenebiliyor.

Her insan kendince en iyisini hak ediyor ama bu programlarda bunun için bir ev sahibi olmanın, sigortalı olmanın şart koşulduğu empoze ediliyor insanlara. Etik olmayan durumlarda birtakım kıyaslamalara gidilerek değerli olunduğu saçmalığı işleniyor zihinlere.

Formatlardan birinde; her hafta bir erkek, daha önce belirlenmiş dört kadın arasından birini eş olarak seçmek için kıyasıya yarıştırıyor onları. Haftanın son günü gelince seçilen kadın açıklanıyor ve seçilemeyen kadın çoğu zaman aşağılanma derecesinde eleştiriliyor. Programın genelinde “Kadın iyi yemek yapmalı, temiz, saygılı, güzel ve hatta cilveli olmalı.” kriterleri “Kadın dediğin, sokakta hanımefendi, mutfakta aşçı, yatakta fahişe olmalı.” diretmesiyle sunuluyor.

Bazı formatlarda ise cast ajanslarının gönderdiği figüranların nerede alkışlayacaklarını, nerede ağlayacaklarını, nerede tartışma yaratacaklarını bile yapımcıların komutlarıyla yönlendirdikleri bir şova dönüşüyor. Hatta bu yarışta üstünlük sağlanmak için ünlü “iç bayan” isimler de bir şekilde konuk ediliyor programlara.

İnsanlardaki ilk kanı, bu programların gereksiz ve saçma olduğudur çoğunlukla. Ama nedense böyle düşünenler bile en az birkaç kez izlemek zorunda kalmıştır. Bunun en büyük nedeni; insanların önce televizyona, sonra da bu programlara bağımlı hâle getirilmesi. Çoğu kanal birbirinin taklitçisi olmuş durumda.

Bir yandan sokakta el ele dolaşan insanlara bile tahammül edemeyen, diğer yandan milyonlar karşısında özel olması gereken bütün mahremini açıkça sergilemeyi etik bulabilen bir toplum var. Çoğu birbirinin aynı olsa da birkaç versiyon mevcut.

Sonuç olarak; bu mantık dışı programlar hakkında RTÜK’e yapılan şikâyetlere rağmen alınan önlemler kanallara yapılan küçük uyarılarla sınırlı kalacak gibi duruyor. Konuşulan onca duruma, fark edilen yanlışlara ve bizden çaldığı zamana rağmen bu yayınlar birilerinin para hırsına paralel olarak devam edeceğe benziyor. Bu çılgınlıktan korunmanın en iyi yolu ise -yapılabiliyorsa- televizyon kutusundan elimizden geldiğince uzak durmak sanırım.

20.11.2016

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.