Karadeniz’e Uzanan Zorlu Bir Yolun Yolcusu: Aylin Altunkaya

Karadeniz’e Uzanan Zorlu Bir Yolun Yolcusu: Aylin Altunkaya

Songül Alper

songulalper@zorunlusahne.com


“Ötekileştirdiğimiz insanların ötekisi olduk.” diyen ve yabancılaşmadan insan kalabilmenin kaygısını taşıyan, çok duyulmamış ama hep bir çabanın içinde var olmaya çalışan bir oyuncu Aylin Altunkaya.  Bu duruma ses olmamız için vesile olmamızı sağladı. Ve küçük bir yolculuğa çıktık onunla…

Aylin Altunkaya’dan bahsedelim biraz. Kimdir? Tiyatroyla tanışması ve ardından gelen süreç nasıl oldu?

İlkokuldayken kütüphanede kitap ararken Turgut Özakman’ın “Töre”sini buldum. Roman ve hikâye dışında kitap okumadığım ve görmediğim için bana farklı gelmişti. Heyecanlanmıştım; çocukluk tabi. Birkaç arkadaşımla toplanıp kitabı oyunlaştırmaya karar verdik. Hazırlandık, çalıştık. Ama oyunu oynayacağımız gün müdür “Hayır, oynayamazsınız.” dedi. Bir sürü bahane sıraladı. Gizlice okulun bahçesinde oynamaya karar verdik ama o da olmadı. Ceza bile aldık. Başlamadan bitmiş oldu. Ama o gün başlamış oldu her şey.

Tiyatrocu olduğunuz için pişman mısınız?

Aslında ilkokul müdürüm tiyatroyu hayatım yapmış oldu. Öyle bir yere tiyatroyu götürmüş olmak şimdi bile mutlu ediyor beni. Hopa ve Kemalpaşa Halkevi bünyesinde birçok oyun bulup yönettim ve oynadım. Bununla bilinmek bile iyi hissettiriyordu. Sonra dışarıdan oyunlar gelmeye başladı. Başlarda küçük bir yerde bunu yapabilmek büyük bir şeydi ve önemliydik. Ama büyük şehirlerde ve dünyada neler olduğunu bilmemek kötüydü. Öğrenmeye başladıkça yolun çok başında olduğumu gördüm.

Alan daraldı ve yeni bir alan için mi şehir değişikliği yaptınız?

İlk olarak Erzurum’a sınava gitmeye karar verdim. Sınava hazırlanırken babam hep yanımda oldu. Sınav iyi geçmedi. Duyduğum yanlış şeyler, önyargılar ve Karadenizliliğin verdiği patavatsızlıktan nasibimi almıştım. Sonrasında Rize’de bir dernekte tiyatro grubuna katıldım ve bu vesileyle Metin Lokumcu’yu tanıdım. Köye dönüş sürecimde de Suzan Karataş’la tanıştım. O süreçte kitap ve değişik kaynaklar sağlayıp kendimi yetiştirmeme ve orada kalmamam gerektiğine inandırdı. Önemlidir benim için.

Ve İzmit… Barış Falay, Serhat Tutumluer gibi isimlerin olduğu çok iyi bir eğitime dâhil oldum. Sonrasında şehir tiyatrolarının kurslarına gittim. Ama artık İzmit de yetmeyince İstanbul’a geldim. Müjdat Gezen’in sınavlarına girdim ve kazandım -ki asıl nedenim Engin Alkan ve Şebnem Sönmez’in orada eğitimci olmasıydı. Ekonomik ve özel nedenlerden kaynaklı devam edemedim.

Birçok özel tiyatro var. Bunlara özellikle mi dâhil olmuyorsunuz?

Çalışmadan, emek harcamadan bir şey olmuyor. Çevre de önemli aslında. Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın ortak bulunduğu bir projenin seçmelerine katıldım ama iptal oldu proje. Üzülmüştüm. Bir yerlere CV göndermiyorum. Onun için çok boşluğum olmadı. Çocuk oyunları yaptık meselâ Gökyüzü Oyuncuları diye. Ercan Yenigül’ün de içinde olduğu Alman Grips tiyatrosundan oyunları uyarlıyorduk. Çok güzel çocuk oyunları var. Keşke Türkiye’de de böyle iyi çocuk oyunları yazılabilse.

Gelelim şimdiye…

Abdullah Şahin’in devam ettirdiği, Nokta ve Virgül Tiyatrosu’nun devamı olan Nokta Tiyatrosu’ndayım. Şu anda iki oyun var. Biri “Şaşkın” (vodvil), diğeri Beşiktaş Futbol Kulübü’nün tarihini anlatan bir oyun. Turne tiyatrosu yapıyoruz. Biraz zor ama daha samimi ve eğlenceli. Anadolu’da daha sıcak oluyor her şey. Karşılaştıkları oyuncu kaprisinden farklı bir şeyler görünce şaşırıyorlar. Bu, İstanbul’da da sahneye göre değişiyor.

Şu anda iki oyun dışında ne yapıyorsunuz? 

Drama eğitmenliği yapıyorum. Belediyelerle çalıştığımız için de bir şeyin garantisi olmuyor. Yani bugün “Oyun var.” diyorlar, oyun iptal oluyor. Böyle çok oyunumuz iptal oldu. Muhtemelen ülkenin sürecinden kaynaklı. Doğal olarak ek bir işe ihtiyacımız oluyor. Mesleğe en yakını da drama eğitmenliği. Tiyatronun bir eklentisi gibi düşünüyorum. Sadece para için değil; yoksa zamanla kendinden kopuyorsun, “Kimdim? Neydim? Ne yapıyorum?” diyorsun. Sanırım biraz da benim egom devreye giriyor bu seçimde.

Tanınmış olmak kolaylaştırıyor mu süreci?

“Oyuncu musun?” diye sorduklarında “Evet.” diyorum. Ama “Hangi tiyatro?” değil “Hangi dizide oynuyorsun?” diye soruyorlar. Nasıl ki dizilerin reytingini oyuncu belirleyebiliyor, tiyatro için de bu geçerli. Dizilerde olduğu gibi aslında. Birçok oyuncu sadece manken olmadığı, tanınmadığı için aynı dizide haftalık dudak uçuklatan rakamlar alan oyuncuların çok altında kazanıyor.

Peki, sadece tiyatro oyunculuğu mu?

Hayır. Dizi olursa oynarım. Maddî durumum iyi olsaydı tiyatroda kalmayı tercih ederdim ve elbette iyi bir sinema filminde oynamak isterdim. Sinema ve tiyatro arasında bir çatışma var gibi, olmaması gerekiyor.

“Dizi tekliflerini asla kabul etmem.” diyen oyuncular var. Bunu gerçekçi buluyor musunuz?

Hiç gerçekçi bulmuyorum. Dizi teklifi gelmediği için öyle konuştuklarını düşünüyorum. Meselâ; benim İzmir Şehir Tiyatrolarında bir hocam vardı; bize “Dizide oynayıp medya maymunu mu olacaksınız?” derdi. İki sene sonra çok bilinen bir dizide oynadı.

Tiyatrodan hayatımı rahatlıkla idame ettirecek kadar kazanabiliyorsam, normal bir insan gibi yaşayabiliyorsam, “Yazın nerede garsonluk yapacağım?” diye düşünmeyecek olsam dizide oynamazdım ama şu an düşünürüm; çünkü tiyatrodan iyi yaşayabilecek kadar kazancım yok ama sinema daha özel.

Bu kadar koşuşturma içerisinde oyun izleyebiliyor musunuz peki? “Mutlaka izlenmeli.” dediğiniz oyunlar var mı?

Bütçem yettiğince takip ediyorum. “Üç Kız Kardeş”i çok beğenmiştim. Bir arkadaşımın Reha Özcan ile bir oyuna çalıştığını duydum; heyecanla onu bekliyorum. Erdal Beşikçioğlu’nun “Bir Delinin Hatıra Defteri” mutlaka izlenmesi gereken oyunlardan. Yetkin Dikinciler’in oynadığı “Profesyonel” ve kadın sorunlarını anlatan “Bu Yaşta Hâlâ Saklanarak Sigara İçiyorum” izlenmesi gerekenlerden.

Türkiye’de kadın oyunları, kadın oyucular, kadını anlatanlar ve dile getirilenler sizce yeterli mi? Bu yapmamakla mı yoksa yaptırılmamasıyla mı ilgili?

Çok yeterli değil tabi; kısıtlanan bir sürü şey var. Ülkenin yapısıyla ilgili olduğunu da düşünüyorum. Örneğin; biz bir kadın oyunu yapmak istediğimizde “İçinde erkek de olsun.” diye ısrar eden çok arkadaşımız olmuştu. Şenay Gürler’in, Zeynep Kankonde’nin oynadığı kadın oyunları var. Güzel oyunlar ama sayısı az belki de. “Kadın tek başına ne kadar izlenebilir ki? Ne anlatabilir?” gibi bir düşünce oluyor. Bir erkeğin o argo durumunun her zaman daha iyi reaksiyon alacağını düşündükleri için erkek istiyorlar. Ama bu dönemde eskiye göre daha çok kadın oyunu var.

Tiyatroda kadın hem oyuncu olmalı hem de meseleyi mi anlatmalı? Sadece kadını ve kadınla ilgili bir metni yine bir kadın mı yazıp yönetmeli? Yani her şeyiyle kadına ait mi olmalı?

Bence evet. Bu konuda kadın her şeyiyle yalnız olmalı. Yazarlığından dekoruna kadar her şeyi kadın yapsın. Ben de böyle bir şey istiyorum. Aslında seçtiğim bir oyun oldu “Arındırma” diye ama onu da bir erkek yazmış.

Diyelim ki oyun istediğiniz şekilde yazıldı ve uyarlandı. Oyuncular da hazır. Gidip kapısını çalabileceğiniz birileri var mı? Yoksa oyuncu sayısının çok olması durumu zorlaştırıyor mu?

Birincisi Şebnem Hoca, ikincisi Zeynep Hoca. Hatta gidip kapılarında bile yatarım. Belki projeyi çok severlerse, inanırlarsa, oyunculuğumu da beğenirlerse kabul ettirebilirim. Ama bu ikna etme işi de biraz tanınmışlığa dokunuyor. Bir sürü kurs var. İki ayda full oyunculuk diye 2.500 TL karşılığında seni oyuncu yapıyorlar. Hani o dört yıl dirsek çürütenler, yıllarını verip emek harcayanlar? Hâlâ Kadıköy Halk Eğitime gidiyorum; orada beni hoca diye tanıtırlar ama benim bir belgem yok. Sürekli gidemediğim için henüz sertifika alamadım ama okullara ya da bir yere girdiğinde belge soruluyor. Belgen yoksa 1-0 yenik başlıyorsun, tanınmıyorsan iki eksiyle başlıyorsun.

Yeni oyunlara dâhil olabilmek için ikna cümleniz ne oluyor?

İkna etmedim aslında, Adım Tiyatrosu’nda Tevfik Yapıcı sayesinde oldu. O zamanlar hayatımı idame ettirebilmek için farklı işler yaptığımı da, oyun oynamayı ne kadar çok istediğimi de biliyordu. Bir sabah aradı, “Böyle bir oyunda oynar mısın?” dedi ve oldu. Ortans Kıvanç’la da orada tanıştık ve çok önemli yeri var benim hayatımda. Şimdi hayatımda olan bu değerli insanları tesadüf getirdi biraz da.

Oyuncu dışında “Buyum da” dediğiniz ne var?

Biraz müzisyenim de aslında ama sadece yorumcuyum diyebilirim. Bir dönem profesyonel olarak da yaptım. Bir gruba dâhil olup güzel bir şeyler yaptık.

Çok yoğunuz ve o kadar çok yetiştirme telâşı içindeyiz ki temel şeylere çalışamıyoruz ama Abdullah Şahin’e çok teşekkür etmek isterim. Hani “Baba ve hoca arası” derler ya, gerçekten öyle. Ben Karadenizli olduğum için şivede biraz kayma oluyor ama Abdullah Hoca konservatuvara hazırlar gibi eğitiyor bizi, hiç söylenmeden hem de.

“Oyunculuk egoyu ve değişikliği barındırıyor.” diyorsunuz…

Tabiî ki barındırıyor. “Çok değişmedim.” diyen insanın bile belli bir zaman o değişimi yaşadığını düşünüyorum. Elbette toparlayanlar da var.

Bir oyuncu oyunları takip etmek, çok izlemek, edebiyatla iç içe olmak ve güncel kalmak zorunda. Bu kadar koşuştururken, zaman sorunken bütün bunların eksikliğini yaşıyor musunuz? Yoksa başka bir şekilde telâfi ediyor musunuz?

Açıkçası edemiyorum. Yaşadığım şehir çok yorucu ve sürekli mücadele ediyorsun. Gönül isterdi ki her oyunu izleyeyim, her kitabı okuyabileyim ama bunlara ne vakit var ne de maddî imkânlarım yeterli.

“Seyirci neden tiyatroya gelmiyor?” şikâyeti haklı mı sizce?

Şehir Tiyatrolarında bilet fiyatları uygun olduğu için edebilir ama özel tiyatrolarda durum farklı. Birçok özel tiyatronun bilet fiyatları çoğumuza yüksek geliyor. Onlar etmemeli meselâ.

Şu an kuracağınız bir cümleye uyanacağınızı bilseydiniz bu cümle ne olurdu?

Mehmet Ergen’in tiyatrosunda sahnede kendi oyunumla uyanmak isterdim. Aslında Mehmet Ergen’in yönettiği, Engin Hoca, Şebnem Hoca, Zeynep Hoca, Reha Özcan’ın olduğu bir oyunda olabilmek isterdim.

Son olarak ülkeye dair, yaşama dair eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Çok eski bir dönemde bir söz söylemiştim ve dalga geçmişlerdi benimle: “Bir gün ötekileştirdiğimiz insanların ötekisi olacağız.” Her şeyi ötekileştirdik. Hayvanları, insanları ve çocukları ötekileştirdik ve şimdi onların ötekisi olmaya başladık.

01.07.2017

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.