Küçük Salon: “Tiyatro Bizim İçin Gökkuşağı Yakalamak Gibi”

Küçük Salon: “Tiyatro Bizim İçin Gökkuşağı Yakalamak Gibi”

Yusuf Dündar

yusufdundar@zorunlusahne.com

Uzun yıllar boyunca Türkiye tiyatrosuna hâkim olan klâsik anlayış, özel tiyatroların artmasıyla birlikte ciddi bir kırılmaya uğradı. İrili ufaklı birçok mekânda, oldukça farklı ve çeşitli deneysel metinler, rejiler, oyunculuk biçemleri, sahne-seyirci ilişkisi kendine yer buldu. Böylelikle hem teatral algı değişti hem de bu renklilik, beraberinde yeni arayışları getirdi.

Biz de tiyatroyla kurdukları bağı romantik bir düzleme oturtmayan, kanıksanmış tiyatro algısıyla sürekli kavgaya tutuşan Küçük Salon’un kurucuları Elif Arman ile Emre Tandoğan‘a konuk olduk. Ve kendileriyle Türkiye tiyatrosunun serüvenine hangi açılardan, ne tür etkilerle dâhil olduklarını konuştuk.

İlk etapta teatral bakışınızı dinleyebilir miyiz sizden? Tiyatro sizin için ne anlama geliyor?

Emre Tandoğan: Benim için tiyatronun ne anlam ifade ettiğini bilmiyorum. Sadece şunu söyleyebilirim: Yaklaşık yirmi yıldır durmadan yaptığım “şey”.  Tiyatronun tüm alanlarındaç alıştım. Oyunculuk, oyunmüziği, ışık tasarımı, dekor tasarımı, yönetmenlik ve daha pek çok şey yaptım. Bir tiyatro insanının tiyatro yaptığını söyleyebilmesi için bu sanatın tüm süreçlerinde var olması gerektiğine inanırım.

Küçük Salon ne zaman açıldı ve bu çatı altında hangi projelere imza attınız?

Elif Arman: 2014 yılında Emre (Tandoğan) ile birlikte kurduk burayı ve günümüz tiyatrosunun yeni formlarını keşfetmeyi hedefliyoruz. İzleyici-oyuncu ilişkisi başta olmak üzere, tiyatronun tüm ögelerinin yeniden yapılandırılması gerektiğine inanıyoruz. İzleyen ve gösteren arasındaki ilişkinin birlikte bir performansa dönüşmesini ve bu ilişkinin haz odaklı olması gerekliliğini önemsiyoruz. Parçaların birbirinin önüne geçtiği hiyerarşik biçim yerine bütünsel bir performans yaratarak, tek etki kavramını performans algısının merkezine yerleştirmek istiyoruz. Bu kapsamda “Faust”, “Şato”, “Dönence”, “Oidipus”, “Romeo ve Juliet”, “Othello”, “Angina Pektoris”, “Otomatik Portakal”, “Dokuz” adlı projeleri gerçekleştirdik. Ve her projemizde, ekibe katılan yeni performansçılarla ve oluşturmayı arzuladığımız seyirci kitlesi ile avangart yapımızı sürdürmeyi hedefliyoruz.

Sizi bir sahne açmaya gören ön koşullar nelerdi?

Elif Arman: Daha çok proje üretme ihtiyacı diyebilirim. Kendinize ait bir mekânınız olmadığında planlamalarınızı yaparken diğer mekânların programlarına ve teatral anlayışlarına göre hareket etmek zorunda kalıyorsunuz. Kendi mekânınızda daha çok şey deneme fırsatı buluyorsunuz.

Peki, konuk ekiplere de açıyormusunuz kapılarınızı?

Elif Arman: Tabii. Küçük Salon, kırk kişilik seyirci kapasitesiyle ve değişken blackbox sahne yapısıyla kendi oyunlarının yanı sıra, alternatif ve yeni arayışlarda bulunan, farklı disiplinlerdeki sanatçılara ve ekiplere de sahnesini açıyor. Ayrıca gösterim imkânı bulamayan ve sadece festivallerle sınırlı kalan kısa filmlere de ev sahipliği yapıyor.

Nasıl bir çizginiz var ve Türkiye tiyatrosunun neresinde konumlandırıyorsunuz kendinizi?

Emre Tandoğan: Seçtiğimiz projelerden ziyade eserleri sahneleme biçimimizden dolayı sert bir anlayışımız var diyebilirim. Her projemizde yeni bir biçim denemeye çalışıyoruz. Bilindik eserleri deformasyona uğratıp sahnelemenin dışında, kendimize ait avangart yapıdaki yeni formlarımız ile yeni tiyatroyu bulmaya çalışıyoruz. Tabiî ki yeni tiyatro bizim için gökkuşağı yakalamak gibi. Sürecimiz sonuca asla ulaşamadan devam ediyor.

Sahneye taşımak üzere seçtiğiniz oyunların odak noktasında ne var?

Emre Tandoğan: İyi, kötü, inanç ve ahlâk kavramları, etken ve edilgen varlık biçimleri, tek etki yapısalında her zaman projelerimizin merkezine oturuyor.

Rejilerinize yön veren belirli bir üslûp var mı?

Emre Tandoğan: Vahşet tiyatrosunun kurucusu olan Antonin Artaud’dan çok etkilendiğimi belirtmeliyim. İzleyen ve izlenen arasındaki ilişkiyi paradoksal bulduğum için ikisinin de çıkış noktalarını birbirinden bağımsız olarak bulmalarını hedefleyen reji çalışmaları yaptığımı söyleyebilirim. Bağımlı ve bağımsız değişkenler ile oynayana ve seyirciye yönergeler verip ikili ilişkilerini askıda bırakarak rejilerimin ana çatısını kurmaya çalışıyorum.

Bir alternatif sahne olarak ana akım projelere de imza atıyor musunuz?

Emre Tandoğan: Genelde klâsik metinleri seçip yapı bozuma uğrattığımızı söyleyebiliriz. Bunu yapmaktaki hedefimiz, en başta söylediğimiz gibi, tiyatro sanatının kendisi ile kavga etmek.

Seyircilerle iletişiminiz nasıl? Olumlu ve olumsuz eleştirileri takip etme olanağınız oluyor mu?

Elif Arman: Seyircilerimiz ile ilişkide kalmaya çalışıyoruz. Olumlu ve olumsuz tüm eleştirileri takip ediyoruz. Kuramsal temeli olan eleştiri sahipleri ile tartışmak bize keyif veriyor. Hissî eleştirilere çok fazla cevap veremiyoruz.

Son olarak… Türkiye tiyatrosunu gelecekte neler bekliyor sizce?

Küçük Salon: Ödenekli tiyatroların eskimiş biçimlerden kurtulamaması, ödeneksiz (özel) tiyatroların ve prodüksiyonlarınsa ünlü oyuncu çılgınlığının Türkiye’de tiyatroyu bitireceğine inanıyoruz. Bu anlayışların dışında kalabilen çok az tiyatro olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle durum çok vahim.

22.04.2018

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.