Pantolonlu Tarzan: Tarzan Efsanesi

Pantolonlu Tarzan: Tarzan Efsanesi

Cem Patlakcı

cempatlakci@zorunlusahne.com

Tarzan ilk olarak 1912 yılında “Tarzan of the Apes” filmiyle seyirci ile buluştu. O tarihten bu yana hemen hemen her kuşağın vazgeçilmez kahramanlarından biri hâline gelen Tarzan, “Tarzan Efsanesi”nde (The Legend of Tarzan) ise farklı bir profil ile karşımıza çıkıyor. Senaristler Adam Cozad ve Craig Brewer klâsik konulu Tarzan filmlerinden sıkılmış olsa gerek; çünkü bu sefer Tarzan’ı şehir hayatına çok iyi adapte ediyor ve Greystoke Lordu John Clayton olarak karşımıza çıkartıyorlar. Dolayısıyla filmin konusu da bir hayli değişiklik gösteriyor. Yaşadığı toprakları ve ormanı özleyip geri dönmek isteyen bir Tarzan yerine, ayağında çizmesi ve üzerinde elbiseleriyle hükümetin görevlendirdiği Tarzan-lord karışımı bir insanla kendimizi yepyeni bir maceranın içinde buluyoruz.

“Tarzan Efsanesi”, Edgar Rice Burroughs’un masalının serbest bir çalışması. Filmin başrollerini Alexander SkarsgårdMargot Robbie, Samuel L. Jackson ve Christoph Waltz paylaşıyor.

Yönetmen koltuğunda David Yates’in oturduğu filmin bazı sahneleri başımızı döndürüyor. Lâkin bu baş dönmesinin oyuncular sabit dururken etraflarında dönen kameradan kaynakladığını, bu yüzden dikkatimizin dağıldığını ve başımızın döndüğünü ifade etmek zorundayız.

Tarzan, bir orman adamı; hayvanların içinde büyümüş, korkusuz bir kahraman. Dolayısıyla onun yaptığı her hareket sorgulanmadan ve keyifle izlenebiliyor. Fakat görev için Afrika’ya beraber geldikleri George Washington Williams (Samuel L. Jackson) ve Jane (Margot Robbie) öyle mi? Jane’in film boyunca sergilediği korkusuz ve rahat tavırlar abartılı. Ayrıca sadece silah kullanmayı iyi bilen ama film boyunca o silahı kullanma fırsatını pek yakalayamayan Williams’ın Tarzan’a ayak uydurarak peşinden koşması, uçurumun tepesinden ağaçların içine atlayıp -sözüm ona- hızının kesilerek daha sonra ağacın dalında kuş gibi tüneyivermesi de inandırıcılıktan uzak. Tarzan’ın ellerine gelince; goriller arasında büyüdüğü düşünülünce el yapısının onlar gibi gelişim gösterdiğinin seyirciye aktarılış biçimi olumlu. Fakat ne hikmetse, biz bildik bileli tüm Tarzanlar sinekkaydı tıraşlı.

Filmde beyaz adamın tarih boyunca siyah derili insanların üzerinde uyguladığı şiddet ve esaretin Christoph Waltz tarafından ustalıkla canlandırılan Captain Rom karakteri gibi kötü niyetli, açgözlü servet avcıları yüzünden yaşandığı hissi yansıtılarak İngiliz halkının Tarzan-lord karışımı bir kahramanla kendi tarihini temize çıkarma çabasına şahit oluyoruz. Ayrıca seyircilerin dikkatinden kaçmayacak diğer bir husus da; şimdiye kadar çoğu filmde çirkin, çelimsiz ve vahşi olarak gösterilen yerli halkın bu filmle beraber muazzam bir değişikliğe uğraması. Yerli kadınlar daha güzel. Erkeklerin her birinin ise sanki vücut geliştirme salonlarından toplatılarak kamera karşısına getirilmiş gibi bir hâli var. Tüm bunlar göz önüne alındığında, yönetmen ve yapımcıların Afrika insanının dış görünümünü negatiften pozitife dönüştürmeye çalıştıkları görülüyor.

Filmin İngilizlerin asaletini, cesaretini ve giyimini ekranlara yansıtmaya çalıştığı bir gerçek. Ancak bunu yaparken Tarzan’ı muhtemelen İngiliz yapımı kısa paçalı bir pantolonla sağa sola koşturacaklarına, zamanında Avrupa ve Amerika’ya güreşmeye giden Koca Yusuf’un giydiği, manda derisinden yapılan kispetlerden giydirselerdi Tarzan zor doğa şartlarında daha sağlam bir kıyafete kavuşmuş olurdu.

Sonuç olarak; “Tarzan Efsanesi”, bir efsanenin devamından öte, etkileyici animasyon görüntüleri ve doğa manzaraları ile süslenmeye çalışılan, Tarzan gibi bağırmak yerine kuş sesi çıkaran bir İngiliz lordunun kölelikle ve kötü insanlarla savaşını ele alan ama bunda da çok inandırıcı görünemeyen vasat bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.

05.08.2016  

Bir yorum

  1. Cem bey tespitleriniz çok yerinde olmuş. Yeni filmlere ilişkin eleştiri/tespitlerinizi heyecala bekliyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.