Red Hook’un “Köprüden Görünüş”ü
Köprüden Görünüş

Red Hook’un “Köprüden Görünüş”ü

Yusuf Dündar

yusufdundar@zorunlusahne.com

Her öykü doğup büyüdüğü toplumdan çeşitli ölçüde izler taşır, tıpkı yazarı gibi. Ne kadar zengin ön yaşantıların ürünü olursa olsun kelimelere yön veren, onları bir araya getiren yazar psikolojisi, içinde bulunduğu toplumun koşullarıyla sıkıca ilintilidir ne de olsa.

Fakat yazar, yapaylığını fark edip tüm sınırları kaldırmışsa yaratım dünyasında, yaşadığı toplumu coğrafî sınırlara mahkûm etmeyip ‘evren’ olarak görebilmişse, yüzyılları hatta bin yılları aşan öykülerin kapısına dayanmış demektir kalemi.

Yazdığı oyunlarla yirminci yüzyıla damgasını vurmuş Arthur Miller da her dönemin ve herkesin öyküsünü anlatan kalem sahiplerinden birisidir kuşkusuz. Bireysel dramlar gibi gözüken ancak önemli toplumsal, siyasal ve ahlâkî sorunlara eğilen, başta “Cadı Kazanı”, “Satıcının Ölümü” olmak üzere birçok oyunuyla çağlara ayna tutar.

Oyun Atölyesi’nin 2015-2016 sezonunda repertuvarına kattığı “Köprüden Görünüş”, belki de oyunlarından en yerel ve coğrafyasına özgü olanıdır.

Brooklyn’de, refah dolu Amerika düşüne kanıp gelmişlerin ancak en büyük lüksleri limanda iş bulabilmek olan İtalyan göçmenlerin yoğunluklu olarak yaşadığı Red Hook semtinde Eddie, eşi Beatrice ve eşinin yeğeni Catherine’den oluşan küçük bir aile. Eddie ailesine Beatrice’in kaçak göçmen akrabaları misafir olunca ve aralarından genç olanı Catherine ile yakınlaşınca o zamana değin Eddie’nin kendine bile itiraf edemediği ‘başka türlü Catherine sevgisi’ onulmaz yaralar açar her birinin hayatında.

Miller’ın etkisini sadeliğinden alan kurgu diline paralel bir sahneleme anlayışı benimsemiş oyunun yönetmeni Hira Tekindor. Gül Yıldırım’ın başarıyla Türkçeye kazandırdığı metni kendi yaratım dünyasında yeniden biçimlendirirken, anlatımın ve tüm ayrıntıların netlik üzerine kurulu olduğu gerçeğini öncelemiş.

Sahnelemede hiçbir bileşenin bir diğerini geride bırakmasına fırsat tanımamış Tekindor; böylelikle başarılı bir bütünlük yakalamış. Ancak Orhan Enes Kuzu tasarımı müzikler kendisinden birinci derecede bahsedilmeyi hak ediyor. Çünkü zaman zaman öyküyü ekseninden kaydıran değişkenlerin aksine, oyunun tınısını hiç unutturmayan bir rotası ve devamlılığı var müziklerin.

Zerrin Tekindor’un, Eddie ailesinin evi yerine mahallesini resimleyen dekor tasarımı da bu başarılı kompozisyonun en güçlü ögelerinden biri. İki arkalıksız banktan ve şartları ile hayalleri arasına sıkışmış insanların izdüşümü olan figürlerin olduğu arka duvardan oluşturulmuş öykü evreni. Kemal Yiğitcan’ın sıradan ışık tasarımının eşliğinde bile anlatımı tamamlayacak ve onun duruluğunu gölgede bırakmayacak kadar öze uygun.

Tasvirlere uygun olarak seçilmiş oyunculara, rollerinin iç dinamiklerini açığa çıkarabilecekleri  özgürlük sağlanmış ve oyuncu yönetimi, sunulan alan genişliğinin en olağan verimlilikte kullanılabilmesi üzerine kurulmuş. Ancak bu yaklaşım oyuncuların karakter yorumlarına farklı biçimlerde yansımış.

Bülent İnal, hayat verdiği Eddie’yi ilk sahneden itibaren sert bir çizgiye oturtmuş. Oyun boyunca inişi çıkışı olmayan bu düz hoyratlığı; mizah yüklü beden dili, vurgu ve tonlamalarıyla da birleştirince karakterinin ve dolayısıyla öykünün aksından sapmasına sebep olmuş. Aslı Yılmaz ise bakışlarının derinlerine yerleştirmiş Beatrice’in hüznünü, kenara itilmişliğinin acısını ve yeri geldiğinde kararlılığını, kararsızlığını.

Rodolpho ile Aykut Akdere ve Catherine ile Nazlı Bulum olgunlaşmış benliklerine doğru adım atarlarken ilk gençlik dönemlerinin deli cesaretini çok iyi tanımlamış ve anlamlandırmışlar, bu analizlerini de performanslarına doğru bir biçimde yansıtmışlar. Kubilay Karslıoğlu’nun Avukat Alfieri yorumu ise oldukça başarılı; ancak sürekli girip çıkması dekorun yumuşattığı sahne geçişlerini keskinleştirmiş ve böylece o sahneler özelinde reji bütünlüğü zedelenmiş. Ercüment Acar canlandırdığı Marco’nun çok uzağında, memurda Melih Pamukçu görünmez kalırken, Sedat Bilenler metnin görmezden geldiği Tony’yi ısrarla ve inatla görünür kılmış.

“Herkesin hikâyesi biriciktir; fakat bazılarının hikâyesi hepimizindir.” der Ahmet Sami Özbudak “Hayal-i Temsil” oyununda. Anlatılmayı, anlaşılmayı bekleyen çok hikâye var bu topraklarda ve doğrusu birçoğu da ‘herkesin hikâyesi’dir. Belki de artık Red Hook’un “Köprüden Görünüş”ünün yanında kendi göğüne de bakmanın vakti gelmiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.