Reha Özcan: “Kurumlarda Sistem, Yapılmamak Üzerine Kurulmuştur”

Reha Özcan: “Kurumlarda Sistem, Yapılmamak Üzerine Kurulmuştur”

Dilek Kabataş

dilekkabatas@zorunlusahne.com

1987 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde eğitimini tamamlayarak aynı yıl Trabzon Devlet Tiyatrosunda profesyonel tiyatro hayatına başlayan Reha Özcan, Devlet Tiyatrolarında uzun yıllar sayısız oyunda rol aldı. Oyunculukla birlikte “Külkedisi”, “Cimri” ve “Küçük Prens” gibi oyunlarda yönetmenlik de yapan, sinema ve televizyonda rol aldığı başarılı yapımlarla seyircinin sevgisini kazanan Özcan, birçok kez En İyi Erkek Oyuncu ödülüne lâyık görüldü. Hayal Perdesi’nin ilk yapımı, Boris Vian klasiği “İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz” oyununda Dupont ailesinin babasını canlandıran oyuncu ile kısa bir söyleşi yaptık.

Öncelikle “İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz” oyunu ile başlayalım. Biraz oyundan bahseder misiniz?           

Yetinme, biat etme, zorunda kalma, boyun eğme ya da başkaldırma, aile, aşk, ebeveyn-çocuk ilişkisi, karı-koca ilişkisi, geçmiş, gelecek ve umut etme üzerine, bir aile yaşamının hicvi. “Sözün büyücüsü” diye adlandırılan Boris Vian ile 70 dakikalık hayattan kaçış (benim için).

Oyunda baba karakterini oynuyorsunuz. Rolü kabul etme nedeniniz nedir?

Bir gün Şebnem Köstem aradı. “Aleksandar Popovski ile bu oyunu yapmak istiyoruz.” dedi. Dizi setim vardı, bir hafta izin istedim ve kabul ettim. Başka ne diyebilirdim ki zaten?

“İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz”, Edinburgh Fringe Festivali’nde İngilizce üst yazıyla Türkçe sahnelenen ilk oyun olarak festival tarihine geçti. Bu başarının sırrı nedir?

Bu başarı mı bilmiyorum aslında. Öncelikle ekibin özverisi ve Selin İşcan’ın muhteşem inadı… Bir de yola çıkınca destek geliyor zor da olsa. Hem resmî hem de özel kanallardan.

25-30 Mayıs tarihleri arasında “İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz” oyunu ile Frankfurt Türk Tiyatro Festivali’ne katılacaksınız. Bu önemli etkinliğe nasıl dâhil oldunuz?

Açılışını yapacağız. Daha önce de başka festivallere katıldık. Milano, Üsküp gibi. Davetler de alıyoruz; fakat herkes başka işler de yapıyor. Buluşmak zor. Ama yazları bizim. Şimdilik… Kâmil Bey geldi, seyretti oyunumuzu ve davet etti. Gidiyoruz.

Yurt dışında Türk tiyatrosunu temsil edecek olmanın üzerinize ne gibi sorumluluklar yüklediğini düşünüyorsunuz?

Ben DT oyuncusuyum. Daha önce de birçok kez yurt dışı festivallerine katıldım. Orada sadece oyunu oynayan oyuncu olamazsınız. Ülkeyi temsil etmek, kendini özel bir görevde hissi uyandırsa da, zaten tiyatroya başladığımız gün bu his ile yaşadığımızdan pek bir farklılığını görmüyoruz. Ekip daha konsantre ve görev bilinci daha yüksek oluyor. Zira oralarda tiyatro çok saygın bir meslek ve sokakta TV ünü bir işe yaramaz. İyi insan olmak yetiyor.

Yurt dışında festivallere katılmak Türk tiyatrosuna ve oyunculara neler kazandırıyor?

Birçok insan ve oyun seyredip farklı yaşam biçimlerini gözleme şansı buluyorsunuz. Sergi, müze, atölye çalışmaları ve opera, bale, dans gösterilerini takip ediyorsunuz. Aslında bir de en önemlisi; tiyatro dışındaki tüm zamanlar sizin oluyor.

Alternatif tiyatrolar zor şartlar altında tiyatroculuk yapıyor; ancak yine de çok iyi oyunlar sahneleniyor. Alternatif tiyatroların Türk tiyatrosuna katkıları hakkında neler söylersiniz?

Son on yıl içinde kurumlar kadrolaşmayı durdurduğu için ya da verdikleri maaşlar bir oyuncunun yaşamını idame ettirecek şartları sağlamadığı için iyi ve çalışkan gençler ve genç bakışlılar, yeni modeller yaratıyorlar. Çok iyi oluyor. Bundan sonra kurumsal yapılarda tiyatro yaparken daha çok çalışmak gerekir. Zaten olması gereken bir süreçti bu. Oluyor, daha ne olsun? İyi bu gelişmeler ama keşke destek ile olsaydı.

Uzun yıllar Devlet Tiyatrolarında oyunculuk ve yönetmenlik yaptınız. Önümüzdeki sezon Devlet Tiyatrolarında bir projeniz var mı?

Devlet Tiyatrosunda sizin projeniz olamaz; sezon başı alternatif sunarsınız, o kurumun projesi olur. Onu önermek ayrı bir derttir, kabul görüp oynamanız apayrı bir derttir. Kurumlarda sistem, yapılmamak üzerine kurulmuştur ve tiyatro sadece yapmak isteyenlerle yapılacak bir iştir. O yüzden zaten idare ve oyuncular arasında her zaman dilsiz bir sürtüşme vardır. Tek bir buluşma noktası vardır: Daha iyisini yapmak. Bu yüzden o çatışma yok olur, erirdi. Ama son zamanlarda makamlar, mevkiler araya giriyor iki meslektaşta. Bu çirkin duruşlara bir proje önerilemez; bir projem yok. Hatta ciddi ciddi emekli olmayı düşünüyorum. Daha büyük kitlelere oyun oynayabilmek için.

Peki, yeni bir film veya dizi projesi?                

Şu anda Ferzan Özpetek ile çalışıyorum. “İstanbul Kırmızısı” filmi için.  Çok tutkulu ve muhteşem bir yönetmen. Çok güçlü bir oyuncu kadrosu var. Umarım güzel olacak. Yazın dizi yok. Eylüle çok var.

Tanınan ve sevilen bir oyuncusunuz. Bunda sinema ve dizi oyunculuğunun ne kadar etkisi var? Dizi sektörünün tiyatroya katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

Cebinde üç-dört reyting ile dolaşan oyunculardan değilim. Popülerliğim azdır. Yirmi iki sene bölgelerde çalıştım. Gençliğimi Anadolu bilir. Sinema, dizi ve tiyatro seyircisi farklıdır. Dizi izleyip tiyatroya gelen seyirci sayısı çok düşüktür. Ama bir tane bile getiriyorsa “Katkısı yok.” denemez.

TV seyircisi, dizisini kaçırmadığı ve sevdiği oyuncunun tiyatro oyununu izlemeye neden gitmiyor? Sizce tiyatro niçin büyük kitlelere ulaşamıyor?                                                                

Çünkü tiyatroya gitmek için insanın önce kendisini sevmesi gerekir, özel hissetmesi gerekir. Gittiği zaman da oyunu izlemenin, kendisi ve dünyası için bir fark yaratması gerekir. 2016 yılında konsol oyunlarından kalkıp provaya geç gelen oyuncunun da 1940 model oyunculuklardan, taklitlerden kaçması gerekir. Reji görevi yapanların da artık yaratıcılıklarını geliştirmek için çok çalışıp kendi üzerlerine çıkabilmek ve çağıyla yüzleşebilmek için kendi içlerini araştırmaları gerekir. Rejisörlük, oyunculuktan nasibini alamadığını düşünenlerin kaçamağı değildir. Bir yaşam biçimidir ve oyunculukla uzaktan yakından alâkalı değildir. İşte bu konuda feci kandırdılar bizi yıllarca. Oyunu sahneye koymak rejisörlük değildir. Bu yüzden tiyatro sanatının hayat ile buluşması sıkıntı yaratıyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.