Roy Andersson Absürtlüğünü Keşfetmenin Keyfiyle “İnsanları Seyreden Güvercin”

Roy Andersson Absürtlüğünü Keşfetmenin Keyfiyle “İnsanları Seyreden Güvercin”

Songül Alper

songulalper@zorunlusahne.com

Var olmak nedir? İnsan nedir? Nasıl ve neler için yaşar? İşte bütün bu soruların cevaplarını dönem dönem sorgular, düşünür hatta kaygılanırız. Ama çok üstünde durur muyuz, emin değilim. Kiminde uzun kalır bu sorular, kimi ise bir an önce kurtulur. Roy Andersson tam da bu konuyu uzun soluklu bir analizle ve eşsiz sinema stiliyle önümüze getiriyor. Onun için insan sonsuz bir kaynak. Ve bir üçlemede (“Yaşayanlar”) insan için değişmeden devam eden bu sürecin doğaya yansıyışını ele alıyor.

1970 yılındaki aşk öyküsü “En Karlekshistoria” ile Berlin Film Festivali’nde dört ödül kazanan, ikinci filmi “Giliap”tan sonra tam yirmi beş yıl kurmaca uzun metraj çekmeyen ve 2000 yılında yeniden başlayıp yedişer yıl arayla “İkinci Kattan Şarkılar” ve Siz, Yaşayanları çeken Andersson,  “İnsanları Seyreden Güvercin ile “Yaşayanlar” üçlemesini  tamamlıyor. Yönetmen, bu sırada yüzlerce reklam filmi çekmeye de devam etti.

Son filmi “İnsanları Seyreden Güvercin”de insanlar izlediklerini sanırken izleniyor. Özenle doldurulmuş cam bölmedeki güvercini seyreden ölü suratlı, görünürde canlı adam üzerinden, yaşadıklarını sadece nefes almaya bağlayan ve varlıklarını sürdüren insanları, barışın temsilcisi olarak da işlenen güvercin tarafından izlenirken görüyoruz film boyunca.

Sam ve Jonathan, ellerinde bavullarıyla insanlara onları eğlendirecek ürünler satmaya çalışan iki gezgin satıcı. Satmaya çalıştıkları ürünler ise vampir dişleri ya da canavar maskeleri gibi oyuncaklar. Ancak ironik bir şekilde aslında ne Sam ne de Jonathan mutlu. İşleri de çok parlak değil. İnsanları bu eğlenceli ürünleri almak için ikna etmenin yollarını aramaya devam ederler. Kapı kapı dolaşmayı denerler ve çevrelerinde tuhaf şeyler yaşanmaya başlar.

Kendi aralarında da itişip duran, birbirlerinden bıkmış ama bir türlü ayrılamayan evli bir çifti çağrıştıran bu iki ihtiyar, filmin genel kasvetli havasıyla uyumlu bir şekilde hapishaneyi andıran bir tür yurtta kalmaktadırlar.

Andersson; her tür faşizmi, ırkçılığı, ayrımcılığı, savaşı, kapitalizmi, iki yüzlülüği, düzeni ve sömürünün varlığını mizahı kullanarak anlatıyor ve oldukça da başarılı. “Hep aynıyız.” demenin yolunu da yüzleri aynı olan, solgun, soluksuz insanlarla şekillendiriyor. “İyi olduğuna sevindim.” cümlesinin sıkça kullanılması, Bilge Karasu’nun “Sevginin, kurmanın, yapmanın sözü değil kendisi gerek. Yaşanması gerek bunların.” cümlelerini hatırlatıyor bize. Çünkü söyleyen için bir anlamı olmayan ve tekrarlandıkça içindeki son duygu kırıntıları da iyice dökülen ifadeyi sıkça kullandırtarak yaşayanların cansızlıklarını iyice vurguluyor.

Filmin içine yerleştirilmiş kesitlerde öğrencisine delicesine âşık bir dans öğretmeni, bir restoranın önünde bekleyen yaşlı bir subay, Down sendromlu çocukların şiir gösterisi, birbirine sürekli telefonda “İyi olduğuna sevindim.” diyen insanlar, Kral 12. Karl’ın zamansız savaşa gidiş-dönüş hikâyesi, Göteborg’daki Lotta barın altmış yıllık müdavimi bir ihtiyarın altmış yıl önceki barı ve oradaki garson kızı hatırlaması, balkondan havaya baloncuklar gönderen çocuklar ve birçok sahne yönetmenin insan doğasını anlatmak için seçtiği yöntemler oluyor. Mekân ve zaman netliğinin olmayışı, içerdiği kavramlara rağmen filmi politik olmaktan uzaklaştırıyor.

Film absürt ve anlatım tarzı ile biraz durağan. Ama her plandaki ayrıntı özenle yerleştirilmiş. Bu yüzden de her sahnenin bir metin bütünlüğünde incelenip çözümlenmesi gerekiyor. Her üçlemenin kendi arasında konu–kurgu bütünlüğü olmadığı gibi her filmin kendi içinde de bağlayıcı bir bütünlüğü yok. “Hayat çok güzel ama korkunç derecede de üzücü.” sözleri filmin genel özetini veriyor. Filmde farklı yaşamlardan ve yıllardan kesitler izliyoruz. Makyaj, kostüm ve dekorda soğuk renklerin kullanımı, bizi gerçeküstü bir ortama hazırlıyor; fakat sorgulamalarıyla kendimizi bulmamızı sağlıyor. Yaşıyor muyuz? Ya da iyi miyiz? Bugün günlerden neydi? Ve onlarca soru… “İnsanları Seyreden Güvercin”i ya da üçlemenin tamamını bitirdiğinizde, zihninizde birikmiş düşüncelerle kalacağınız kesin.

İyi seyirler, bol kafa karışıklıkları…

Künye:

Yapım: 2014-İsveç

Tür: Dram, Komedi

Süre: 101 Dakika

Yönetmen: Roy Andersson

Oyuncular: Charlotta LarssonLotti TörnrosHolger AnderssonNils Westblom

Senaryo: Roy Andersson

Diğer Adı: “A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence”

17.11.2017

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.