Serkan Karabayır: “Sahnede Yapmaya Çalıştığım Şey; Farklı Metinler, Farklı Hikâyeler Arası Yolculuk”

Serkan Karabayır: “Sahnede Yapmaya Çalıştığım Şey; Farklı Metinler, Farklı Hikâyeler Arası Yolculuk”

Songül Alper

songulalper@zorunlusahne.com

“Salome Erte’si”MaeterlinckMayakovskyStrindbergDelboChekhovCamus ve Sartre gibi birçok önemli yazarın metinlerini yenilikçi bir bakış açısı ile sahneye taşıyan Deney Atölyesi’nin son çalışması. Topluluk, Oscar Wilde’ın “Salome” adlı eseri ile Sanem Soğukpınar’ın kaleme aldığı “Erte” adlı oyunu eklektik bir düzlem içinde, yeniden sanat yapıtı biçemini arkasına alarak seyirciye farklı bir tiyatral deneyim sunmayı amaçlıyor.

Salome ve Zeynep aynı sahnede buluşuyor. İstemenin ve arzulamanın, belirsizliğin ve kesinliğin, durmanın ve devam etmenin, kararsızlığın ve netliğin ortak rengi iki zamansız kadının hayatında canlanıyor.  Deney Atölyesi, “Salome Erte’si” oyunu ile seyirciyi zamanlar ve kavramlar arası bir deneyime davet ediyor.  4 Nisan 2018 tarihinde DasDas Sahne’de seyirciyle tekrar buluşacak olan oyunu yönetmeni Serkan Karabayır ile konuştuk.

“Salome Erte’si”,Oscar Wilde’ın “Salome” ve Sanem Soğukpınar’ın“Erte” oyununu eklektik bir düzlem içinde yeniden harmanlayıp oluşturulmuş bir metin. Ne anlatacak seyirciye metin?

“Salome” ve “Erte’si” iki farklı metinden oluşuyor. Oscar Wilde’ın ünlü eseri “Salome”, metinsel modern tiyatronun kült yapıtlarından biridir. “Salome” oyunu, İncil’de yer alan Judea prensesinden esinlenerek yazılmıştır. “Salome” İncil’de ibretlik bir hikâye olarak yer alırken, Wilde’ın kaleminde tutkulu bir aşk hikâyesi olarak anlatılır. Deniz Salman, “Salome” oyunu için bir makale yazmıştır. Burada ayrıntıları ile anlatır oyunun alt metinlerini. İlgilenenler bu makaleyi edinebilirler. “Erte” oyunu ise Sanem Soğukpınar’ın  2015 yılında kaleme aldığı bir oyundur. Oyun, aslında Kadir Has Üniversitesi yüksek lisans bitirme projesi olarak yazılmıştır ama daha sonra geliştirilerek bugünkü hâlini alır.

Deney Atölyesi’nin ilk oyunu değil bildiğimiz kadarıyla.

Deney Atölyesi olarak bu oyun da dâhil yedi oyun sahneledik. Bu oyunlardan biri hariç hepsi modern metinlerden oluşuyor. Modern tiyatronun herkesçe bilinen “Toplumcu Gerçekçi” metni “Vişne Bahçesi”, dramaturjik olarak diğerlerinden ayrı bir çalışmaydı. Tek perdeden oluşan yeni bir metin olarak sahneye koydum. Burada yaptığım çalışma tematik bir çalışmaydı.

“Salome Erte’si” oyunu için nasıl bir yol izlediniz?

Aslında “Salome Erte’si” oyunu da tam bu tematik çalışmaya konu olan bir yaratım. “Salome” oyununun tüm ardıllarından vazgeçerek sadece Salome karakterine yoğunlaştım. Aynı zamanda oyunun dramaturjisini yapan Sanem Soğukpınar ve sanat yönetmenim Hilal Yılmaz Yener ile de bu bağlam üzerine uzun bir çalışma süreci gerçekleştirdim. Benim için “Salome” oyununda sahnede yer alması gereken karakterler sırasıyla; Herod, Herodias ve iki oyunun arasında mekik dokuyan, her iki oyunu da seyreden bir dış göz: Seyreden. “Erte” oyununda ise Salome’nin tam karşısına koyduğum feminist bir kadın olan Zeynep, sevgilisi Kerem ve Zeynep’in Annesi. Tüm bu karakterler ve epizotlar hâlinde ilerleyen sahnelerde her zaman yapmaya çalıştığım, eklektik bir oyun tarzını ortaya çıkarmaktı. Öyle de oldu. İmkânım olsa -bir önceki yıl sahnelenen “Söz” adlı oyunumda yaptığım gibi-beş farklı düz metni aynı sahneye koymaktı. Ama doğası gereği bu metnin bir noktada durması gerekiyordu. Küçücük bir eklemeyi kaldıramazdı.

Sahne ile metin arasında oluşturduğunuz bir matematik var öyleyse.

Benim sahnede yapmaya çalıştığım şey; farklı metinler, farklı hikâyeler arası yolculuk, günümüz dünyasında teknolojinin bu kadar hızlı gittiği bir yüzyılda küçük de olsa bir duraksama. Nefes almak, soluklanmak gibi. Evrende zamanın görece bir kavram olduğunu, yaşamın bir nehir suyu gibi sessizce yanımızdan aktığını biliyoruz. Ama gerçekte olan bitenin farkında olmuyor ya da olamıyoruz. “Duraksama” sözcüğünü bir hareket anlamında söylüyorum. Bu hareketi de umut açıcı bir eylem olarak anlamlandırıyorum. Bunu tiyatro sahnesinde becerebilmek bir özgürlük; ben böyle düşünüyorum. Seyirci ile birlikte bir yolculuğa çıkıyoruz. Oyuncular da bunun içinde yer alıyor ve dümenin başında onlar var. Aslında yapmaya çalıştığım tek şey oyun oynamak.

“Yönetmek” kavramına biraz mesafeli gibisiniz.

Oyun yönetmek bana fazla kurallı geliyor. Gözlemek ve yaratmak daha gerçekçi. Meselâ; bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Yönetmen ne yaparsa yapsın veya ne düşünürse düşünsün, oyuncu yapabildiği kadar oynar. İleride robot oyuncular olursa her şey kusursuz olabilir. Yönetmen gözü anlamında söylüyorum. Kusursuzluk bana göre sahnede komiktir. Tabiî ki oyun kuralları olan ama o kuralların içinde özgürlüğü oyuncunun yaratabilmesidir.Yalnızca bilinenin dışında bu kurallı özgürlüğün adını diğerlerinden farklı olarak biz koyuyoruz, yani tüm yaratıcı sürecin içinde olanlar. Bu, Türk tiyatrosunda sevilen, daha doğrusu bilinen bir şey değil. Tüm resmin dışında aslında heyecanlı bir arayış içindeyiz. Çocukluğumdan bu yana hiç eksilmedi bu arayış. Git gide de büyümeye devam ediyor. Geriye dönüp baktığımda yaptığım birçok hatayı bu oyunda da yaptığımı düşünüyorum. Sanırım yapmaya hep devam edeceğim. Seyirciyi de bu hataya davet ediyorum. Sahnede iki kadını ve onları yaratan diğer insanların edimlerini göreceğiz.

Metin,“zamansızlık” kavramını iki farklı zamanda yaşayan iki kadını aynı sahnede buluşturarak yapıyor. Bunun dezavantajlarını, risklerini nasıl avantaja çevirdiniz? Kavramlar için de bu tezatlıklar geçerli metinde.

Birçok kavram söyleyebilirsiniz bu oyun için; çünkü çok fazla renk var. Örneğin;“zamansızlık” kavramı ile ilgili şunu söyleyebilirim: Oyun herhangi bir yerde geçiyor. Kimi zaman bu dünyaya ait, kimi zaman bu dünyaya ait olmayan yerler. Elbette çoğu zaman boşluk var. Seyirci ile içini beraber dolduracağımız boşluklar bunlar. Arkaik bir dönemde, bir düzlemde yer alan Salome ve günümüz dünyasının şimdisinde olan Zeynep. İki karakterin birbirinden çok farklı istekleri, tutkuları ve yaşamları var. Bunlar sahnede iki farklı kurgu ile anlatılmaya çalışılıyor. Sahne arası bağlantıları biçimsel olmaktan çok içerik olarak birbirine bağlamanın daha doğru bir bakış açısı olacağı düşüncesindeyim. Aslında oyun yaratım sürecinde bunu bir düzleme oturtmaya da hiç çalışmadım. Kurgusal olanın üzerine eğildim.

Oyunun her sahnesini çalışmanın başında mı kurguluyorsunuz?

Her sahneyi bir bütün olarak algılıyorum; giriş, gelişme ve sonuç olarak. Bunu ne kadar başardık, bilmiyorum. Sanırım seyirci ile bütünleştikten sonra yeniden düşünmek isterim. Evet, riskli. Buna kesinlikle katılıyorum ama aynı zamanda sahnenin sert bir platform olduğuna da inanıyorum. Orada yaptığınız en ufak fazlalıklar yada eksiklikler tüm oyunu etkileyebilir seyircinin gözünde ama ben gözümü kapatıp oyunu dinlediğimde herhangi bir tezatlık duyumsamıyorum (gülüşmeler). Başta oyun için söylediğim gibi, çocukken her şeyi yapmak isterdim. Sanırım bu hâlâ geçerli.

Ödeneksiz tiyatro yapmanın zorlukları nelerdir? Bu projede bu sorun bir nebze çözülür gibi oluyor. Toplum Gönüllüleri Vakfı işbirliği ile sahnelenmeye devam ediyor oyun çünkü.

TOG ile tanışmam Ali Düşenkalkar’ın isteğiyle oldu. Toplum Gönüllüleri Vakfı; çoğunluğu gençlerden oluşan ve 81 ilde gençler için mücadele eden bir örgüt. Onlarla tanışmak ve gelirimizin tamamımın konservatuvar okuyan genç kadın öğrencilere gitmesi hem benim için hem de Deney Atölyesi için bir kıvançtır. TOG ile oyun süreci bittikten sonra tanıştık. Tüm emeğimizi onlar için harcamak bizi mutlu kılıyor. Oyunumuz herhangi bir kurum ya da kişi desteğiyle gerçekleşmedi. Her zaman olduğu gibi tabana kuvvet (gülüşmeler).

Ekibin çoğu daha önceki projelerinizde çalıştığınız insanlardan oluşuyor. Ama yeni isimler de katılmış gibi. Özellikle oyuncu seçimi sürecini anlatır mısınız?

Ahu Çat, Gizem Güneş Vergili ve Yılmaz Karaman daha önce çalıştığım isimlerdi. Aramıza bu oyun için katılan Tuğba Eskicioğlu, Yunus Narin, Filiz Alp ve Baran Bayraktar bu sene oyun aracılığıyla tanıştığım oyunculardı. Yeni oyuncularla tanışmamız genelde öneri üzerine oluyor. Oyuncuların bu yeni reji ve eklektik oyun çalışma tarzını benimsemiş olmaları, yaratıcılığa ve bu farklı disipline uyum sağlamaları çok önemli. Bu disiplinle çalışmayan oyuncular genelde prova süreçlerinde eleniyor.Sürekli yenilenen metne uyum sağlamak, bir oyuncu için çok zor bir süreç. Reji sürekli değişebilir, sürekli oyun notları verilebilir. Ama metnin oyun çalışma sürecinde değişmesi, oldukça farklı bir çalışma disiplini gerektiriyor. Bir oyuncuyu provalarda tanırsınız, sahnede bize kendini tanıtır. Deney Atölyesi’nin ölçütü bu. Özveri, disiplin ve olmazsa olmaz emek.

Yeni bir proje, başka bir hazırlık var mı yakınlarda?

Üzerinde çok çalıştığım bir oyun var. Aslında buralarda bu söylenmez ama ben söylemekten çekinmiyorum: Arthur Miller’ın “Satıcının Ölümü”. Bu oyunu farklı bir metinle birleştirip sahnelemek istiyorum. Ama tarih yok.

“Salome Erte’si” oyununun bir sonraki sahne programı belli mi?

Deney Atölyesi oyun tarihleri sosyal medya alanlarından düzenli olarak açıklanıyor.

https://www.instagram.com/deney_atolyesi/

https://www.facebook.com/deneyatolyesi/

https://twitter.com/deney_atolyesi/

04.04.2018

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.