Televizyon Kutusu, Diziler ve Uyuşan Beyinler Üzerine

Televizyon Kutusu, Diziler ve Uyuşan Beyinler Üzerine

Songül Alper

songulalper@zorunlusahne.com

Tek kanallı dönemden çok kanallı döneme geçilmesiyle birlikte dizi sayısında artış yaşandı. Şimdilerde bile unutulmayan “Bizimkiler”, “Süper Baba”, “Perihan Abla” gibi diziler, zamanında oldukça yoğun ilgi görmüşlerdi. Uzun yıllar izlenmiş, kendilerinden sonra yayınlanan diziler için örnek teşkil etmişlerdi. Ama bugünlerde durum farklı.

Birbirinin aynı konuların tekrarıyla romantizmi ve aksiyonu bol olan klişe anlatımları, yüzeysel karakterleri, muhafazakâr kadın ve erkek temsillerini, kaba hatlarla çizilmiş iyi-kötü ayrımlarını ve kör göze parmak anlatımlarla ahlâkçı hikâyeleri güzelce paketleyip satmak bir başarı kuşkusuz.  Entrika ve aşırı lüks yaşamlar -tabldot yemek misali- her gün yeni isimlerle sunuluyor izleyiciye. Yabancı dizilerde bilimkurgu, fantastik, polisiye, komedi, korku, gerilim, dram ve bunların bütün türevleriyle her tema işleniyor ve izleyicinin önünde farklı kapılar açılıyor. Yerli yapımlarda fantastik yapım yok, uyarlanmış o kadar dizi arasında bilimkurgu ise hiç çevrilmemiş.

“Leyla İle Mecnun” gibi absürt komedi tarzı deneysel çalışmalar fazla olmamasına rağmen, çoğumuzun bildiği nedenlerden, zirvede olduğu zamanlarda bile yayından kaldırılabiliyor. “Behzat Ç.” gibi örneğine az rastlanan polisiye dizilerde işlenmiş karakterlerin ve konuların izleyiciye temas etmeye başladığı zamanlarda yayınlarına müdahale ediliyor. Yapımcılar ve kanal sahipleri  “Halk bunu istemiyor.” bahanesine dayanarak farklı türlerde senaryolara izin vermiyor çoğu zaman.

Ekranlarda gördüğümüz, kimi oyuncularına hayran olduğumuz ve bir sonraki haftayı heyecanla beklediğimiz dizilerin hoş kısmı dışında bir de işin bambaşka ve hiç de pırıltılı olmayan, karanlık yüzü var. O da; bazen bölüm başına doksan binlere ulaşan tutarlarla oyuncular için bile eziyete dönen çalışma koşulları, yani sahnenin arka planından bir kısmı anne-babasının para ve şöhret hırsının kurbanı olmuş çocuk oyuncu meselesine kadar uzayıp giden sorunlar.

Dizi sayılarının artmasıyla birlikte yaşanan oyuncu sıkıntısı tiyatro ve sinema oyuncularının dizi ekiplerine transfer olmasıyla giderilirken genç yeteneklere de kendilerini gösterme şansı sundu. Fakat bu durum, beraberinde oyunculuk kalitesi tartışmasını da getiriyor. Güzel ya da yakışıklı ama kötü oyuncular da dizi sayısıyla aynı oranda artıyor. Elbette dizinin yayından kalkmasıyla unutulacak oyuncu kervanı uzuyor.

Diğer bir can alıcı nokta ise; dizi sürelerinin uzunluğu. İki buçuk saate ulaşan bölüm süreleri, ekranda daha uzun kalıp her bölümde reklam sayısını artırma tasasına düşen kanallar ve yapımcıların yarışı, dizi ekibine temasla devam eden domino sürecine dönüşüyor. Sonuç; isteksizce oynanan roller, yorgunluk da eklenince başarısız bir bölüm. Ekran karşısında iki saatin harcanmışlığı ve boşa giden emek kalıyor geriye.

Uzun bölümler yazmak zorunda kalan senaristler birkaç bölüm sonra tıkanmaya başlıyor. Süre doldurmaya çalışmalar mantık hatalarına ve kısa sürede reyting kurbanı olarak ekrandan kalkmaya kadar varıyor. Her bölümün uzunluğu bir tarafa, her hafta sayfalarca sahne çekmek, sayısı artan günlük dizilerle iyice çekilmez oluyor.

Bütün bunlar yaşanırken Kültür ve Turizm Bakanlığı, dizi sektörünün her geçen yıl artan uluslararası başarısından pek memnun. Bu memnuniyet dizilerin niteliğiyle ilgili olmasa gerek. Öyle ki yurtdışına satışlarda bile büyük sıçramalar ve paralelinde kazançlar sağlanıyor. Bu durum var olan sorunları yok etmiyor elbette.

Kısa vadede mini diziler ve sezon bölüm sayılarının azaltılması dışında çözüm yok gibi görünüyor. Elbette temelinde “halkın ne izleyeceğine karar vermek” de yatan sistemin uzun uzadıya eleştirilmesi ve konu televizyon izlemek olsa bile uyuşturulmak istenen durumların dışına çıkmaya çalışılması gerekiyor. Karar izleyicinin olmalı…

02.12.2016

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.