TV’de Bir Aldatma Hikâyesi Daha: Babam ve Ailesi

TV’de Bir Aldatma Hikâyesi Daha: Babam ve Ailesi

Dilek Kabataş

dilekkabatas@zorunlusahne.com

Aile toplumun temelidir ve o yıpranırsa toplum çöker. Bunu acı tecrübelerle anlayan Hollywood bile ailenin önemini vurgulayan filmler çekerken Türkiye’de hâlâ metres, ikinci eş, ihanet hikâyeleriyle uğraşıyoruz. Bunların gerçek yaşamda yeri olduğu doğru ama ideal olanı anlatmak yerine yanlışı göstermeye devam eden televizyon dizileri de bu olguyu besleyip yaygınlaştırıyor. Söz konusu durumun son örneklerinden biri de Kanal D’de yayınlanan “Babam ve Ailesi”.

Yapımcılığını Faruk Turgut’un, yönetmenliğini Nihat Durak’ın üstlendiği “Babam ve Ailesi”nin senaryosunu Onur Uğraş ve Murat Uyurkulak kaleme alıyor. Başrolleri Ayça Bingöl, Bülent İnal ve Ceyda Düvenci paylaşırken, onlara Caner Şahin, Sercan Badur, Emel Göksu, Sera Kutlubey, Eva Dedova, Zeynep Doğa Doğuşlu, Can Albayrak gibi oyuncular eşlik ediyor.

Dizide; biri eski sevgilisi, diğeri eşi olan iki kadından vazgeçemeyen, yirmi yıl boyunca Adana ile İstanbul arasında ikili bir hayat yaşayan ve sırrı ortaya çıkan iş adamı Kemal İpekçi’nin yirmi beş yıl önce yarım kalan aşkına ve çocuklarına sahip çıkma mücadelesi anlatılıyor.

Kış sezonuna iddialı bir giriş yapan dizi, belli bir izleyici kitlesine ulaşsa da, beklediği başarıyı yakalayamadı. Aslında hem varlıkları herkesten gizlenen eski sevgili ve babalarının resmî ailesiyle yaşadığı mutlu hayatı uzaktan seyretmek zorunda kalan çocukların hem de yirmi yıldır kandırılan eş ve çocukların ikinci aileyi öğrendikten sonra yaşadıklarından etkileyici bir dram çıkarılabilirdi. Fakat dizi, seyirciyi ekran başına kilitleyebilecek olan bu potansiyeli maalesef değerlendiremiyor. Her iki ailenin yaşadıkları adeta bir arka fon gibi kullanılırken Kemal’in durumunun dram olarak sunulması dizinin başarısının önünde engel teşkil ediyor. Çocuklarıyla iletişim kurmayı beceremeyen ve yaşadıkları travmayı görmezden gelen, yirmi üç yıllık karısına “Seni hiç sevmedim.” diyen, bir celsede boşandıktan sonra kararının doğruluğunu sorgulayan, boşanır boşanmaz Nilgün’e evlenme teklif eden Kemal’in sevdiği kadınla evlenemediği ve iki ailesi arasında kaldığı için asıl acı çeken ve mağdur olarak gösterilmesi izleyiciyi rahatsız etti. Yuvası yıkılan Suzan’ın kötü lanse edilmesinin de prime time’da aileye ve özellikle ev hanımlarına hitap eden dizi için yanlış seçim olduğunu söyleyebiliriz.

Dizi, kullandığı dille erkeğin evliyken yıllarca başka kadını sevebileceği, onun için yuvasını yıkabileceği fikrini normalleştiriyor. Bir yuvanın yıkıntıları üzerine yenisini kuracak olan Nilgün’ü masum gösterip aşkı ön plana çıkarırken aile kavramının içini boşaltıyor. “Her şey ailem için!” diyen herkesin birbirine şantaj yapmasındaki ironi ise gözlerden kaçmıyor.

Öykü hâli hazırda çocukların ve kadınların birbirine savaş açması ile ilerletilmeye çalışılıyor. Bir adamın iki aileye sahip olması çokça rastladığımız ve bildiğimiz bir konu olduğundan orijinallik taşımıyor. Kurgu yalnızca Kemal ile Nilgün’ün kavuşması üzerine oturuyor ve başka yan hikâye bulunmuyor. Seyirciye evliliği engellemek isteyen Suzan ve gerçekleştirmek isteyen Rıza’nın entrikaları, birbirinden nefret eden düşman kardeşler, kayınvalide destekli Suzan-Nilgün savaşı ve sözde mağdur Kemal’den daha fazlası vaat edilmiyor. Bundan sonra yapılabilir mi, bilemeyiz; ancak senaryoya yan hikâyeler eklenebilir. Çocukların birlikte mücadele etmek zorunda kalacakları, böylece birbirlerini tanıyıp kaynaşmalarını sağlayacak önemli bir düşman, rakip ya da bir tehlike ile dizi zenginleştirilebilir. Aksi takdirde dizinin zirvelere tırmanması zor görünüyor.

24.10.2016

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.