Volkan M. Sarıöz: “Mağrur Fil Ölüleri, Ölüm Gibi Bir Oyun”

Volkan M. Sarıöz: “Mağrur Fil Ölüleri, Ölüm Gibi Bir Oyun”

Emel Kabataş

emelkabatas@zorunlusahne.com

Işıl Kasapoğlu önderliğinde kurulan ve çalışmalarını Kocamustafapaşa’daki Çevre Tiyatrosu’nda sürdüren Semaver Kumpanya bu yıl 15. yaşını kutluyor. Üretkenliği ve devamlılığıyla dikkat çeken ekibin 2016-2017 repertuvarında toplam yedi oyun bulunuyor. Kasım sonlarında sahnelemeye hazırlandıkları “Mağrur Fil Ölüleri” bu sezonun yenilerinden. Hakan Tabakan’ın yazdığı oyun, 1969’un yılbaşı akşamında evli bir çiftin yaşadıkları üzerinden toplumsal ve siyasal düzenin bireyin yaşamı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Sezin Bozacı ve Sarp Aydınoğlu’nun rol aldığı oyun hakkında merak ettiklerimizi yönetmen Volkan M. Sarıöz’e sorduk.

Semaver Kumpanya’nın yeni oyunu “Mağrur Fil Ölüleri”nin provalarına geçen ay başlandı. Prova sürecinden biraz bahseder misiniz?

Henüz çok başındayız. Teksti okuyup konuşuyoruz.  Çay, kahve içiyoruz.

Peki, oyunu ne zaman izleyebileceğiz?

Kasım sonları… Şimdilik kesin bir tarih yok. Sadece kasımın son iki haftası içinde diyebilirim.

“Mağrur Fil Ölüleri” 2016-2017 sezonunun iki yeni oyunundan biri. Oyunu sahneleme kararını nasıl aldınız?

Çok tekst okuduk. Bu tekst bizi etkiledi. Başka oyunlar da vardı etkilendiğimiz. Bu tekstte tuhaf bir şeyler var.

Yerli oyun yazarlarının -ya da en azından hâlâ hayatta olanlarının- yeterince desteklenmediği görüşünü dile getirenler var. Oyun seçiminde böyle bir kaygı güttünüz mü?

Evet. “Mağrur Fil Ölüleri”, Hakan Tabakan tarafından yazılmış yeni bir oyun. Yazar olmadan bu iş olmuyor. Hem oyun yazmak çok ciddi bir iş.

Klâsik mi yoksa modern bir sahneleme biçimi mi tercih ettiniz? Neden?

Tekst 1969’u 1970’e bağlayan gecede bir evde geçiyor. Tekstin önerdiği bir gerçeklik var. Tekste bağlı kalmayı düşünüyoruz.

Seyirciyi bir dönem hikâyesinin beklediğini biliyoruz. İçerik hakkında biraz daha detay alabilir miyiz?

Sadece bir dönem hikâyesi değil. Karakterler bir dönemin insanları, evet. Ama o günlerden bugüne uzanan bir yanı var hikâyenin. Bizi de etkileyen bu oldu. Oyun iki kişi hakkında. Yine de insanlık gibi kalabalık. Ama sessiz, içine çekilmiş bir insan kadar da sade. Pek çok şey oluyor. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ölüm gibi bir oyun galiba. Çok başındayız. Bilemiyorum.

Oyun karakterlerinde de görüldüğü üzere, bireylerin yaşamının siyasetten bu kadar etkilenmesi az gelişmişliğimizin bir göstergesi olabilir mi?

Bu söyledikleriniz birbirini etkileyen şeyler. Eğitimle siyaset, siyasetle ekonomi, ekonomiyle gelişme… Bunlar ilişkili. Ülkelerin siyasetini yönlendiren politikacılar dışarıdan gelmiyor sonuçta. Kendi içimizden çoğunluğun verdikleri oylarla geliyorlar. Yani biziz işte. Hepsi biziz. Nasıl yönetildiğimiz nasıl olduğumuzla ilgili. Yani küçük kırılmalar olabilir ama uzun vadede ülkenin siyaseti toplumun ufka yansıyan silueti gibi. Tabiî ki ülkelerin siyasetinde birçok bakımdan daha güçlü olan ülkelerin siyaseti de çok etkili. Ülkelerin siyasetinde ekonomiyi elinde tutanlar da etkili. O eller de uzaylılara ait değil. İnsan bunlar. Bizim gibi. Matruşka gibi işte, içinden kendisini çıkaran ve yine içinden kendisini çıkaran. Bizlerin tüm bunlardan etkilenmesi kaçınamayacağımız bir sonuç. Ben sevmiyorum, üzülüyorum az gelişmiş, üçüncü dünya ülkesi vatandaşı gibi kimlikler üzerime yüklendiği zaman. Yani sadece yaşadığım ülkenin siyasî durumuyla açıklanmak istemiyorum. Hatta kimseyle kıyaslanmak da istemiyorum. Gerçi gelişmeyi ancak bir hedefle birlikte, kıyaslayarak bilebiliriz. Öyle değil mi? Ya da öbür taraftan güçlünün söylediği bir şey olabilir bu diğerine. Kendisini geliştiren şeyler onu senden güçlü yapmış olabilir ve doğal olarak da senin güçlü olmanı istemeyebilir. Böylece gelişmişlik, onun içeriğini doldurma fırsatını ilk eline geçirenlerin elinde olabilir! Teknoloji de etkin bir şey tabi.

Teknolojiyle gelişmişlik arasında ciddi bir korelasyon olduğu yadsınamaz neticede…

Teknolojiyle insanlığın gelişimi doğru orantılı mıdır yoksa ters orantılı mıdır? Tartışılabilir bir mesele. Yani ateşi ilk kullanan, hayatta kalmış olabilir. Diğer baldırı çıplak ise ağaçtan düşüp ölmüş olabilir. Evet, uzaya çıkmak, aya gitmek, belki de çok daha uzaklara gitmek gelişmektir diyebiliriz. Bir gelişme başka nice gelişmelere neden olabilir. Ya bir ağacın gölgesinde oturabilme özgürlüğü? Özgür olabilirsin de ağaç bulamayabilirsin. Tabi o ağaçların dallarına asılan yüzlerce insan için öyle olmayabilir. Bir tuhafız işte!  Biri çıkar, insanlığın yaşadığı evreni anlayabilmesi için atomu bile parçalar. Diğeri onunla bir bomba yapar ve milyonlarca canlıyı öldürür. O ölümler ki daha ötelerde yaşayanların konforunun nedeni bile olabilir. Silahın iyi bir şey olduğunu kim söyleyebilir ki! Yine de ona en çok sahip olanlar gelişmenin, modernleşmenin, barışın, insanlığın mimarı olduğunu ilan edebilirler. Tuhafız işte! Her şey neye inanmayı seçtiğinle ilgiliymiş gibi görünüyor. Bu da iyi bir siyaset, politika, manipüle, propaganda, reklam, vitrin, vizyon, hayat görüşü, yaşam biçimi, din, -izm, sanat, pazarlama vb. bugün sahip olduğumuz her şeyi gerektiriyor. Demek ki; sahibi olduğumuz şeyler çoktan bize sahip olmuş.

Ya çözüm? İktidara kim gelirse gelsin devlet mekanizmasının işleyişine aynen devam ettiği Batılı düzen Türkiye’de nasıl yerleşir sizce?

Bilmiyorum. Bu soruda pek çok şeyi tartışmak gerek. İktidar, devlet mekanizması, bunlar arasındaki ilişki, Batılı düzen… Pek çok açıdan kesinlikle tartışılmalı. Tabiî ki kendi hikâyemize de bakmak lâzım. Kendimizi dünyadan ayrı düşünemeyeceğimiz için dünya tarihi, kültür vs. Belki bunları tartıştıktan sonra soru bile değişebilir. Kim bilir? Oyunda Belkıs karakteri, bireylerin yaptıkları seçimlerin yaşadıkları düzende etkili olmadığını söylüyor; ona göre bir çark varmış ve dönermiş. Katılmıyorum Belkıs’a. “Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok.” derler ya! Bu hikâyede başrolde dağ vardır sanki. Oysa tavşan da başrolde olabilir. O halde tavşan küsmüştür. Bu çok şey demektir. Ben anlam yaratabilme yeteneğimizin değerli olduğunu düşünüyorum ve doğada her şeyin bir yeri olduğunu, bir gün yok olup gitsek bile bir zamanlar var olduğumuzu… Sorunuza dönersek; bilmiyorum.

Son olarak tiyatro severlere iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Tiyatro severlere sevgimi ve saygımı yolluyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.